Giriş |  Kayıt

Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver

10 Nis 2010 10:18

Süper Moderatör
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 14 Kas 2008 15:55
Başlıklar: 17709
Mesajlar: 18652
Çevrimdışı

Resim
inistanbul Dergisi yeni sayısında ,son yılların en gözde oyuncularından Engin Altan Düzyatan ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Gerek televizyon, gerekse sinemada yaptığı her iş konuşulan bir isim Engin Altan Düzyatan. İzmir’de doğdu büyüdü, sıkı bir tiyatro eğitimi aldı. Sonra ver elini İstanbul… Kendi deyimiyle başından beri hep iyi dizilerde rol alması büyük şanstı.
"Bir Bulut Olsam" dizisinin etkileri henüz silinmeden kendisini "Kapalıçarşı" dizisinde bulan yakışıklı oyuncu, “Romantik Komedi" filmiyle de hayranlarına sinemadan seslendi.
Kendisiyle tiyatrodan sinemaya, oyunculuğun püf noktalarından gelecekteki planlarına kadar uzun ve keyifli bir söyleşi yaptık. Ve söyleşinin sonunda hep birlikte şunda karar kıldık: Engin Altan Düzyatan’da şeytan tüyü var!

Türkiye'de starlık kavramı giderek sönüyor. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu bir yerde iyi bir şey. Seyircinin bilinçlenmesi demek. Ama buna paralel olarak hikâyenin de öyle olması lazım. Yani ilk dizilere bakarsak; Bizimkiler, Bizim Evin Halleri gibi dizilerin konuları naifti ve belli bir kitleleri vardı. Şimdiki dizilerin belli bir kitlesi yok, herkes filanca diziyi seyredebilir.

Eskiden Brezilya dizileri vardı. İzleyicisi de çoğunlukla ev kadınlarıydı. Zamanla izleyici profili de değişti. Dizi sektörünün gelişmesi yeni bir izleyici profili yarattı.
Diziler önceleri, Ankara Devlet Tiyatroları'nın işleri olarak başladı. Nereye yapıldığı, kime yapıldığı belli dizilerdi. Sonra Süper Baba gibi işler televizyonda büyük kazanç yarattı. Değişim de o zaman başladı.

Zamanla oyuncuların da hayattan taleplerinin arttığını söyleyebilir miyiz? Mesela tiyatro oyuncuları hayatlarını sahneden kazandıklarıyla idame ettiriyorlardı. Şimdi televizyon var…
Tiyatro oyunculuğundan mezun olduğunuzda yapabileceğiniz bir kaç şey vardır hayatta; Devlet Tiyatroları’na (DT) girersiniz; Devlet Tiyatrosu oyuncusu olursunuz. Şehir Tiyatroları’na girersiniz Şehir Tiyatroları oyuncusu olursunuz. Ya da özel tiyatrolara girer, aç kalırsınız. Devlet ya da Şehir Tiyatroları’nda 2.500 lira gibi ortalama bir maaşınız vardır; ne uzarsınız ne kısalırsınız. Ömrünüz boyunca bu paraya çalışırsınız.

Ve belki de sevmediğiniz oyunlarda oynamak zorunda kalırsınız....
Belki değil, mutlaka. Devlet ya da Şehir Tiyatroları’nda sevdiğiniz oyunlarda oynama şansınız çok az.

Ama bu oyunculuğu öldüren bir şey değil mi?
Elbette. Çoğu genç, yetenekli tiyatro oyuncusunu hiç bir yerde görememenizin nedeni bu. Pek çok arkadaşımız bu yüzden tiyatroyu bıraktı. DT oyuncusu olduğunuzda 5-6 yıl filanca şehirde oynamak zorundasınız. Zaten gittiğiniz bölgelerde kendinizi geliştirmek için ne yapabilirsiniz? Örneğin yeni mezun olarak Anadolu’nun bir ilinde 21 yaşında, ne yapabilirsiniz? Sinema yok, başka tiyatrolar yok. Sosyal bir çevreye katılmak derseniz, oralarda hayat, akşam 20.00-20.30'da bitiyor. Bir yıl böyle geçer, 2 yıl böyle geçer, nereye kadar? 21 yaşında en beslenmesi gereken yaşta bir aktörü oraya yolluyorsunuz, ondan sonra bekliyorsunuz ki o kendini geliştirsin. Aktörlük işi beslenme işidir. Ben İstanbul'da bazen beslenme sıkıntısı yaşıyorum.

O zaman diziler kurtarıcı mı oluyor şimdiki genç tiyatrocular için?
Bu bir kurtarıcılık mı bilmiyorum! Kurtuluş dizilerse o zaman kurtuluşumuz da fena! Buna bizim başka bir yol bulmamız lazım. Çare “Tiyatrodan kaçalım, dizide oynayalım," olmamalı.
Tiyatroyla televizyon birbirinden çok farklı şeyler; çok farklı oyunculuk mecraları... Sinema ve televizyon oyunculuğu bile birbirinden farklı. Bunun çözümü bir havuz sistemidir. Havuz sisteminde bütün DT oyuncularını bir yerde toplamaktır. Bölgelerin her birinde farklı farklı oyunlarda rotasyonla oyunculara görev vermektir. Bu da tabii oyuncuların belli bir yerde hayat kurmalarını engeller.

Sizin için ön planda hep tiyatro mu var?
Ben çok sert bir tiyatro eğitimi aldım; ağır tiyatrocu olarak yetiştirildim. Bizlerin dizi düşünmesi bile yasaktı. Bizim en büyük hayalimiz sinema filminde oynamaktı. Ben 4. sınıfta TRT'ye gidip dublaj yapmaya başladım. Hocalarım hep uyarırdı; bir oyuncu için dublaj tehlikeli bir işti onlara göre, yapmasam daha iyiydi. Ama şimdi bütün okullardan tiyatro için değil, dizi oyunculuğu için mezun oluyorlar.

OYUNCU, HER ROLÜ OYNAYABİLENDİR
Son zamanlarda yeterli eğitim almadan da kamera karşısına geçen çok isim var. Dizi sektörünün canlılığı bu tartışmayı da hep gündemde tutuyor…
Televizyonda oynayabiliyorlar. Oyunculuk mezunu olmayıp insanların “iyi" diye adlandırdıkları birçok oyuncu var. Ama oyuncu olmak, bir oyunu iyi oynayabilmek değildir. Oyuncu, “Her rolü oynayabilen," demektir. Ama bizde biri bir rolü iyi oynadığında iyi oyuncu sanılıyor. Başka ne oynar, hiç bakmıyoruz. Ekran yanıltıcı olabiliyor.

Peki, sonradan oyunculuğa adım atmış biriyle karşılıklı oynamak zor olmuyor mu?
Elbette. Her zaman karşınızda gerçek oyuncu istiyorsunuz; en azından ben istiyorum. Çünkü böylesi çok rahat, çünkü diliniz aynı. Çok küçük laflarla, çok küçük bakışlarla birbirinizden ne istediğinizi anlatabiliyorsunuz. Öbür türlü aynı dili konuşmuyoruz.

Umarız sizin başınıza gelmemiştir böyle talihsizlik?
Yok, çok büyük sıkıntılar yaşamadım. Aslında televizyonda oyunculuk yapmak çok zor bir şey değil. Televizyonda oyunculuk, belli bir matematiği olan bir iş. Sizden kimse Kafka veya Hamlet oynamanızı istemiyor. Belli kalıp roller var; onları oynuyorsunuz. Onları da aslında biraz eğitilmeye müsait, biraz oyuncu koçuyla çalışmış biriyle halledebiliyorsunuz. Zaten Türkiye'de dublaj diye kurtarıcı bir şey var. Bizde dublaj çok iyi yapılıyor. Dizilerin yüzde 60'ını dublaj kurtarıyor. Bana da başka bir dizideki oyuncuyu seslendirmem için teklifler geliyor.

BİR DİZİ SÜRESİNDE GODFATHER İZLERİM
Dizilerin süreleri, çekimleri bildiğimiz kadarıyla çok uzun, sizi de yormuyor mu?
Türkiye'de dizi çekmek çok zor; bazen 90, bazen 110 dakikalık kaset teslim ediyoruz. Bu dışarıda uzun metrajlı bir film demek! Dizileri neden eleştiriyoruz? Daha iyi olabilirlerdi diye eleştiriyoruz. Geçenlerde Digitürk'te kendi dizimi açtım. Yukarıda “138 dakika kaldı" yazıyor! Tamam reklamlı hali filan ama, bu ciddi bir zaman. Ben o kadar zamanda oturur The Godfather’ı izlerim.

Peki bunu kaç günde çekiyorsunuz?
6 veya 7 günde.

Günde kaç saat mesai?
16 veya 18 saat. Bunu biz Türkler olarak yapabiliyoruz. Avrupalı bir yönetmene götürürseniz hayatta yapamaz, çekemezler. Al Pacino'yu 6 gün boyunca 90 dakikalık bir dizi için oynatamazsınız. Gerçekten oynayamaz.

Peki siz nasıl yapıyorsunuz?
Türk oyuncular, Avrupa’daki meslektaşlarına göre çok gelişmiş oyunculardır. Çünkü çok fazla idman yapıyorlar. Bir yandan da bu iyi bir şey. Oyuncular için sürekli prova imkânı var. Kendimi geliştirmem için kameraya ve televizyona sürekli yakın olmak bir avantaj da aslında. Yine de bunun makul bir süreye oturtulması lazım. .

Olabilecek mi sizce?
Oluyordu, eskiden öyleydi. Sonradan reklam pastası olayı çıktı, böyle oldu. Bir gecede tek kuşakta işi bitiriyorlar. Seyirci de çok alıştı; 50 dakika dizi versen az gelecek belki... Ama ben çok şikayet etmiyorum. Çok şikayet edeceksen yapma! Hem çok şikayet ederiz, hem de dizi gelsin diye bekleriz. Dizi teklifi gelmediğinde, neden dizide oynamıyorum diye yakınırız. Dizi olduğu zaman da bu kadar saat çalışılır mı, diyoruz. Ama parası geldiğinde iyi...

"GEMİ DİREĞİNDİN, ADAM OLDUN"
Uyumlu bir kişiliğiniz var. Kaprisli, dediğim dedik biri değilsiniz?
Uyumluyum, evet... Her şeyin doğrusunu ben de bilmiyorum. Aileden, okuldan böyle bir eğitim aldım. Ama uyumlu olmak kolaydır; çok fazla düşünmek zorunda kalmazsınız.

Ailenizde oyuncu olan var mı?
Babam iktisat, annem enstitü, ablam ODTÜ İşletme, ağabeyim hukuk mezunu. Ailede kimse oyuncu, tiyatrocu değil. Bana her zaman destek oldular.

Ablanız, ağabeyiniz ne düşünüyor şimdi? Oturup konuşuyorsunuz her halde...
Geçenlerde İzmir'deydim, şöyle bir anımızı konuştuk. 16 yaşındayım, boyum kısa, çelimsiz bir şeyim. Atatürk'le ilgili bir oyun oynuyoruz. Atatürk'ün Samsun'a çıkışını tasvir edeceğiz. Sahnede gemi oluşturuluyor, ben de geminin direğini canlandırıyorum. Tepeye tırmanıyorum, Samsun'la ilgili bir şeyler söyleyip, iniyorum. Ağabeyim bunu izlediğinde çok gülmüştü. “Ola ola gemi direği oldun," demişti. İzmir'e gittiğimde o günleri hatırladık "Nereden nereye Altan, gemi direğiydin şimdi adam oldun!" dedi. Şu anda çok gurur duyuyorlar tabii.

Siz hep izlenen, gelecek sezon ne yapacağı hep merak edilen bir oyuncusunuz. Bu kariyeri oluştururken şans ne kadar yanınızdaydı? Yoksa hep mücadele mi ettiniz?
21 Yaşında İstanbul'a geldiğimde kimseyi tanımıyordum. Yeni mezun, gencecik bir çocuktum. Ben “iş işi açar" durumuna inanırım. Siz, işinizi düzgün yapıyorsanız, uyumluysanız, olduğunuz yerde mutlu olmayı biliyorsanız, işleriniz iyi gider...
Çalıştığınız yerde sorun yaşamadığınız zaman, bir sonrası için aranılan adam oluyorsunuz. Eğer bir işe gidiyorsan, saygı duymayı bileceksin. O işin hak ettiği para 5 liradır. Ama sana genç olduğun için 2 lira veriyorlardır. “Bu iş 5 lira, siz bana 2 lira veriyorsunuz," demezsen bir sonraki işinde 5 lira alabilirsin. Ben iş konusunda doğru seçimler yaptım. Çalışmayı da seviyorum.

Dışarıdan görüldüğü kadarıyla insanlar sizinle çalışmayı seviyorlar...
Ben sette büyüdüm. Çok iyi oyuncularla çalıştım. İlk işimde Tarık Akan'la çalıştım. Yine o dizide Mahmut Gökgöz, benim üniversiteden Konuşma Sanatı Tekniği hocam, karşıma partnerim olarak çıktı. Sonra Zihni Göktay vardı... Bu isimlerle aynı sahneyi (oraya da sahne diyorum) paylaşıyorsunuz. Bir yerde hata yaptığınızda Zihni Baba, çekiyor kenara; “Oğlum, bak öyle yapma," filan diyor. Tarık Akan, hayat kurtaran trikler veriyor. O iş bitti ardından Çalıkuşu, Mühürlü Güller… Yönetmenler hep iyi isimlerdi. Ondan sonra Hale Soygazi ile çalıştım. Bu işin ustalarıyla çalışınca insanın kendine güveni de geliyor.

ROBERT DOWNEY JR. HOCAMIZDIR
Peki çalışmak istediğiniz başka isimler var mı? Önce yurtdışından başlayalım...
Gary Oldman'la çalışmayı çok isterdim, ya da Tim Roth'la... Robert Downey Jr. ile çalışabilir miydim onu izlemekten bilmiyorum. Jude Law çalışamamış mesela onunla yan yana oynarken. (Sherlock Holmes)... Ben Jude Law'ı tiyatro sahnesinde Hamlet'te izledim, mükemmel bir aktör. Ama yanındaki Robert Downey Jr. olunca çalışamamış. O benim ve benim gibi düşünen birkaç arkadaş için hocadır. İleride hoca olursak, bir yerlerde ders vermek için çağrılırsak onun filmlerini alıp çocuklara vereceğiz; “Alın, çocuklar bunlar derstir," diyeceğiz... Robert Downey ile oynamayı çok isterdim... Türkiye'de hemen aklıma gelen böyle isim yok. Gençken de idolleştirdiğim biri olmadı. Ama çok yetenekli oyuncular var elbette.

Peki yönetmen olarak…
David Lynch ile çalışmayı çok isterdim. Türkiye’den çalışmayı istediğim çok yönetmen var. Semih Kaplanoğlu var, Reha Erdem var. Çok keyif alıyorum onların işlerinden. Ketche ile her zaman çalışmak isterim. Ferzan Özpetek’i beğenirim. Onunla klişe rollerden uzaklaşma şansınız var.

ANTİ-KAHRAMANI OYNAMAK BİR ZEVKTİR
Anti kahraman oynama isteğiniz var mı?
Evet. Anti-kahraman oynamak daha keyiflidir, oyunculuk anlamında daha renklidir. Kahraman oynamak kolaydır. Ama “Bir Bulut Olsam"da son oynadığım kahraman kolay değildi. Çünkü edilgen bir kahramandı. Edilgen bir kahraman olmaz; kahraman etkendir. O çok zor bir roldü. 'Pısırık, içine kapanık, sevgisini söyleyemeyen, direkt hiç bir tavrı yok, ama o bir kahraman!

Ama efsane oldu!
Oldu ve sayemde diyebilirim, bu konuda ukalalık yaparım. Meral abla (Okay) çok güzel yazıyordu. Ben de çok uğraştım. O rolü oyuncu olmayan birine verseydiler, yemezdi. O noktada oyuncu olmanız gerekiyor. Karaktere tam bir hakimiyet gerekiyor. Ama anti-kahraman oynamak ayrı bir zevktir. Bir kahraman çalışırken teksti eline aldığında, 6-7 yere not alırsın. Ama anti-kahraman çalışıyorsan çok fazla uğraşırsın. Yönetmenle çalışılması gereken bir şeydir anti kahraman. İyi yönetmen gerektirir.


Başa Dön Başa Dön
 
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver
 1. sayfa (Toplam 1 sayfa)  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz


Aranacak:
Geçiş yap:  

Site haritası


YGH Forum memurlar Toner windows 8 indir Grafik Tasarım kanal d oyunları silah oyunları araba oyunları ukash ukash kart maurers satılık daire kamp çadırı