Fahr El Nissa ZEİD (1901 - 1991)

Osmanlının son ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerine tanık olan Şakir Paşa’nın ailesi, sıradışı yaşamları ve sanatçı kimlikleriyle haklı bir üne kavuşmuşlardır. Oğlu Cevat Şakir Kabaağaçlı yazar, kızları Fahr el Nissa Zeid ressam ve Aliye Berger gravürcüydü. Torunları Füreya Koral seramik sanatçısı, Nejad Melih Devrim ressam ve Şirin Devrim ise tiyatrocuydu.

Şakir Paşa en arkada.
En altta oturan cocuklar (soldan sağa) Fahrelnissa, Cevat Şakir ( Halikarnas Balıkçısı) ve Aliye
Ağabeyi Cevat Paşa’ya Sultan Abdülhamit tarafından sürgün muamelesi gösterilmesine içerleyen Şakir Paşa, sarayın sunduğu Boğaz’da ev teklifini reddedip, İstanbul’un o yıllarda oldukça sessiz bir köşesine yerleşmeyi tercih etmiş ve ailesiyle birlikte Büyükada’ya taşınmıştır. Fotoğraf ve tarihle yakından ilgili, çok dil bilen, engin bir dünya görüşüne sahip bir Osmanlı aydını olan Şakir Paşa, çocuklarının sanatçı olmasına elverişli ortamı hazırlamıştır. “Fahr el Nissa Zeid, eğitimine, sanata önem veren Şakir Paşa’nın açtığı ilkokulda başladı, ortaöğrenimini Notre Dame De Sion ve Pansion Binagiotti’de tamamladı. Öte yandan Rufai dervişi olan aile büyükleriyle Fatih’teki dergaha gittiği belirtilen Sare İzzet Hanım, çocuklarının İngilizce, Fransızca, piyano, resim derslerinin yanısıra doğu kültürü ve dillerini öğrenmelerine de önem verdi. Farisi, Arapça ve Kuran-ı Kerim dersleri almalarını sağladı.”

Fahrunnisa Zeid, ikinci eşi Emir Zeid ile, kucağında bugünkü Ürdün prensi, arkada Şirin Devrim.
Fahr el Nissa Zeid’in resme başlaması, ağabeyi Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın sayesinde olmuştur. Sanatçı resme nasıl başladığını şu şekilde anlatır: “Sekiz yaşındaydım. Bir gün onun çini mürekkebiyle sevdiği kızın profilini çizmesini izledim. O ince, zarif kalem darbeleriyle kağıdın üzerinde yaşayan bir varlık oluşturması beni adeta büyülemişti. Bende de aynı şeyi yapmak için dayanılmaz bir istek uyandı. Ağabeyim, resim defterinden bir yaprak kopardı ve elime bir kalem vererek içimden ne geliyorsa çizmemi söyledi. O gün bütün oturma odamızın resmini yaptım. Eşyalardan lambalara, yerdeki halının motifine kadar herşeyi çizdim. Ağabeyime gösterdiğimde ‘Aferin Nissa’ dedi. ‘Cesur kalem vuruşlarına bayıldım. Hele yaşına göre insanı ürperten bir görüş ölçün var.’ Sonra başımı okşadı ‘Yeteneklisin yavrum, her zaman yanında defter, kalem bulundur, hoşuna giden şeyleri durmadan çiz’ dedi.”[DEVRİM, Şirin; Şakir Paşa Ailesi, s.41]
Fahr el Nissa Zeid, ağabeyinin öğütleri doğrultusunda resme yönelmiş ve 14 yaşındayken anneannesinin suluboya bir portresini yapmıştır. Resme olan bu yoğun ilgisi, 1920 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi’ne başlayarak resim eğitimini daha ciddi bir şekilde sürdürmesiyle sonuçlanmıştır.1 Sanatçı, aynı yıl yazar İzzet Melih Devrim ile evlenmiştir. İzzet Melih ile evliliği, Fahr el Nissa’nın İstanbul ve Paris çevrelerindeki yazar ve entelektüellerle tanışmasını sağlamış ve İzzet Melih ile çeşitli Avrupa şehirlerine yaptığı yolculuklar ona farklı ufuklar açmıştır: “Görmek ve öğrenmek bana iksir gibi geldi... Floransa’da Fra Angelico fresklerini gördüğümde neredeyse aklımı kaçıracaktım, o derece güzeldiler. Sonra Hollanda’ya gittik müzeleri dolaştık ve işte orada en sevdiğim ressam Bruegel’i keşfettim.”
