Giriş |  Kayıt

Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver

09 Ağu 2010 14:13

Süper Moderatör
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 14 Kas 2008 15:55
Başlıklar: 18027
Mesajlar: 18974
Çevrimdışı

İskenderiye de gezilecek Yerler

Antik çağların yenilmez komutanı Büyük İskender’in adını taşıyan kent Doğu Akdeniz’in binlerce yıllık görkemli geçmişinin günümüze yansımalarıyla dolu.
Resim
Issız çöl kumlarının sıcağı kalbinizi ısıtıyorsa, antik efsanelerin cazibesi, piramitlerin gizemiyle dolu oryantal Mısır ruhunuzu esir ediyorsa, mutlaka İskenderiye’ye de gitmeli ve gözlerinizi alamayacağınız günbatımı rengine bürünmüş kentte Akdeniz’i solumalısınız. Büyük İskender’in neden kendi adını verecek kadar sevdiğini bu kenti gören herkes anlar. Mısırlılar Alexandria isimli bu güzel şehre kısaca Alex diyorlar,

ZAMANDA YOLCULUK
Resim
Kleopatra’nın sevgili Alex’ini görmeye karar verince Kahire’deki Ramses Tren Garı’nda buluyoruz kendimizi. (Artık THY ile doğrudan varılıyor İskenderiye’ye.) Gişeden hevesle aldığımız biletlerimizle bindiğimiz treni umduğumdan rahat ve tenha buluyorum ama burası kalkış yeri. İlerleyen istasyonlarda katılanlarla hatırı sayılır bir kalabalık taşıyor trenimiz ve böylesi daha güzel. Çünkü farklı yerlerden gelen farklı kıyafetler ve değişik yüzlerin, ailelerin, öğrencilerin, çiftçilerin arasında olmak, onları seyretmek hoşuma gidiyor.
Resim
Dışarıya bakmayı da ihmal etmiyorum, çöle hayat veren Nil’in yeşerttiği toprakları, tarlalarında çalışanları, hayvanlarını gezdiren çobanları ve Mısır kırsal evlerinin önünde oynayan çocukları görünce ben de yaşama sevinci doluyorum. Üç saat süreceği söylenen yolculuğumuz biraz daha uzun sürse de doyamıyorum. Ve Sidi Gaber İstasyonu’nda yolcuların büyük bölümü iniyor. Ardından son durağımız İskenderiye Tren Garı. Kendimi bir anda 1900’lerin ortalarında çekilen bir filmin içinde gibi hissediyorum. Daha modern, çok daha temiz olmasının yanı sıra etrafımdaki insanlarla bu zaman yolculuğu daha da güzel.

KENTİ KEŞFETMEK
Resim
Bindiğimiz taksiyle yola çıkıyoruz. Çizimlerini gördüğümden beri zihnimde defalarca canlandırdığım Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri, Pharos Deniz Feneri bugün yerini Memlûk Sultanı Kayıt Bey’in kalesine bırakmış. Araçtan indiğimizde burnuma çarpan Akdeniz kokusu tüm tazeliğiyle hâlâ aklımda. Kâşif edasıyla giriyoruz kaleye. Dünyanın dört bir yerinden gelen turistlerle beraber çıkıyoruz merdivenleri. Alex, Doğu ve Batı Limanları’nın ortasında yukarı doğru uzanan bir ‘T’ harfi şeklinde, bulunduğumuz kale de bu ‘T’ nin sağa uzanan kolunun en ucunda. Böylelikle, kalenin tepesinden bakıldığında şehrin iki tarafı da rahatlıkla görülebiliyor.
Resim
Beni en çok etkileyense irili ufaklı onlarca balıkçı teknesi ve beyaz yelkenlilerle dolmuş masmavi deniz. Hiç ayrılmadan bu manzaraya bütün bir gün bakabilirim, zamanı durdurabilsem daha da uzun. Bir taraftan da Alex’in diğer harikalarını da daha fazla bekletmemek istiyorum. Kayıt Bey Kalesi’nden ayrılmadan, girişi kalenin yanında olan Denizcilik Müzesi’ne giriyoruz. Burası 1984’te Walt Disney tarzıyla restore edilmiş, özgün tanzim ve teşhirini çok ilgi çekici bularak ayrılıyoruz.
Resim
İSKENDERİYE KÜTÜPHANESİ

Çıkışta karşılaştığımız faytonlar da dudaklarda birer tebessüme vesile oluveriyor. Meşhur İskenderiye Kütüphanesi’ne giderken onları tercih ediyoruz. At nallarının sesiyle ilerlerken geçtiğimiz yolu İzmir kordonuna benzetiyoruz. Sağımızda beyaz yüksek binalar ve arada kendilerini gösteren Greko-Romen dönemi sütunlu meydanlarla, ihtişam yüklenmiş kubbeli Arap tarzı mimari eserler ve solumuzda küçük tatlı dalgaların hareketlendirdiği denize bakarak süren zevkli fayton gezintimizi noktalıyoruz. Akdeniz karşısında sıra dışı modern mimarisiyle dimdik duran İskenderiye Kütüphanesi’ni gördüğümüzde şaşkınlıkla bakakalıyoruz. Tam anlamıyla ilim, kültür ve sanat için oluşturulmuş tasarım harikası, devasa bir kompleks.
Resim
Sekiz milyon kitap kapasitesi, mega ölçülerde ana okuma odası, konferans salonları, müzeleri, sanat galerileri, restorasyon atölyeleri ve planetaryumu ile yakılıp yıkılmadan önce zamanın gelmiş geçmiş en büyük kütüphanesi olan tarihi selefini onurlandıracak ayrıntılarla inşa edilen kütüphaneyle ilime duyduğumuz derin saygı içinde vedalaşıyoruz. Acıkan karnımızın sesine kulak verince, kendimizi kordonda önümüze çıkan ilk restoranda buluyoruz. Birbirinden lezzetli, taze ve envai çeşit deniz mahsulü karşısında seçim yapmakta kısa bir tereddütten sonra tadı damakta kalan yemeğimizle gideceğimiz yerler hakkında sohbete başlıyoruz.

ŞEHİR MERKEZİ
Resim
Yeni rotamız, bugünkü şehir merkezi. Zaten her yere ulaşım da çok kolay. Yine görkemli camilerin, özgün mimarili kiliselerin önlerinden geçerek Midan Tahrir’den Al-Hurriyat caddesine ulaşıyoruz. Bu caddede mağazaların vitrinlerine bakarak dolaşırken, yerli veya yabancı, büyük ve küçük her çeşit markaya rastlıyoruz. Dinlenmek için cafeler ve küçük lokantalarda da Mısır fastfoodları falafel ve kuşeyriden hamburger ve pizzaya kadar çeşitler bulunuyor. Alex halkı sevecen, sıcakkanlı ve konuşkan, nereden geldiğimizi soruyorlar. Türkiye’den geldiğimizi öğrenince “ahsen’un nas” yani “insanların en güzeli, en iyisi” iltifatlarıyla mutlu ediyorlar bizi.
Resim
İşlek merkezden sonra kordondan geçerken gördüğümüz adeta ibadet için inşa edilmiş bir sanat abidesi olan Ebu’l Abbas Camii’ni ziyaret ediyoruz. 13. yüzyıl Endülüs sufilerinin önde gelenlerinden meşhur Ahmed Ebu El Abbas El Mursi’nin türbesi üzerine 1775’de dört kubbesi ve yüksek minaresiyle imar edilen ibadethane Alex’in en geniş camii. Artık misafir değil seyyah gibi yürümeye başlıyoruz gün boyu tanışıp kaynaştığımız sokaklarda.

Her adımda tatlı bir yorgunluk hissetmeye başladığımızda “artık otele gitme vakti geldi” diyoruz. Şehrin her semtinde her bütçeye hitap eden otellerden, kendimize uyan birini seçiyoruz. Bütün gün karşılaştığımız aynı ilgi ve güler yüzle karşılanıyoruz. Kentin Akdenizli insanları, Orta Doğu’nun Avrupa’sında olduğumuz hissi uyandırıyor. Doyamadığımız Alex’e, gezmeden dönersek haksızlık olacak, her yeri itinayla araştırıp yeni planlar yapıyoruz.
Resim
ANTİK BÖLGE

Mükellef bir kahvaltının ardından, yeni tanışmamıza rağmen her yönüyle aşina hissettiğimiz Alex’in, sakladığı diğer güzelliklerini görebilmek için, Akdeniz kokan sokaklarında keyifli gezimize devam ediyoruz. Alex, bugün Mısır’ın olduğu gibi, tarih boyunca Osmanlı’nın, Roma’nın ve Antik Yunan’ın da en değerli şehirlerinden biriydi. Doğal güzelliğiyle aksi düşünülemiyorken günümüzde tarih severlerin de cazibe merkezi. Biz de tarih meraklıları olarak müzeleri görmek istiyoruz. En çok ilgimizi çeken Greko-Roma Müzesi. Müze çok nezih bir yerleşim bölgesinde. Çevrede çok sayıda, şık mimarileriyle göz dolduran villalar var. Müzenin içiyse nefes kesen tarihi eserler, heykeller ve sikkelerle dolu. Grek ve Roma kültür kalıntıları bundan ibaret değil elbette.

Yine antik bölgenin içinde bulunan Grek nekropolüne de kısa sürede ulaşıyoruz. Lahitler, sanatlarıyla başımızı döndürüyor. Bu sadece Alex’e değil, eski medeniyetlere de yaptığımız bir ziyaret. Bulunduğumuz alanın yakınındaki Grek Amfi Tiyatro da hemen kendine çekiyor bizi, ölçüleri Efes’teki kadar büyük olmasa da, günümüze ulaşan çok büyük bir kültürel miras. Görmeden geçemediğimiz bir yer de en-Nebi Caddesi’nin güneyinde bulunan Pompei Sütunu’ydu. Hayran kaldığımız Grek ve Roma eserlerinin ardından, sütunun çevresindeki sfenksler tüm esrarına bürünmüş halde uzandıkları yerden bize hala Mısır’da olduğumuzu hissettirdiler.

MONTAZAH SARAYI VE SAHİLİ

Alex’in, Osmanlı yüzünü görmek için merkezden 20 km kadar doğuya gidiyoruz. Kuzeyi denize açılan, envai çeşit çiçek, palmiye ve hurma ağaçlarıyla bezenmiş bakımlı bir korunun içinde buluyoruz Montazah Sarayı’nı. Osmanlı’dan kalan konukseverlikle ağırlamaya devam ediyor yerli ve yabancı ziyaretçilerini. Öğrendiğimize göre âşıkların buluştuğu, yerli halkın pazar günü ailece piknikler yaptığı ve elbette turistlerin de vazgeçilmez dinlence mekânı olmuş bu güzel bahçe.

Sarayın selamlık kısmı da bugün beş yıldızlı otel hizmeti veriyor. Zaten Montazah bölgesinde başkaca pek çok lüks oteller de olduğunu öğrenince, yorgunluğumuzu unutmak için yerleştiğimiz yeni otelimizin sahilinden Akdeniz’in serin ve ferahlatıcı sularına bırakıyoruz kendimizi. Alex’te kalış süremizi uzatmak için bir neden daha bulduğumuza mutlu oluyoruz. Bu kentin her parçası bir diğerinden anlamlı ve görülüp yaşanmaya değer. Bu kadar güzel olduğun için bir kez daha teşekkürler Alex.

İskenderiye genç ve kalifiye nüfusu ile Mısır’ın öne çıkan kentlerinden.
Memlûk Dönemi eseri olan Kayıtbay Kalesi Akdeniz’in dalgalarıyla arkadaşlık yapıyor.
İskenderiye, meşhur antik kütüphanesinin anısını yaşatan ultra modern kütüphanesi ile dikkat çeker. Kentin görkemli mimari örneklerinden Ebu El Abbas Camii, İskenderiye’nin en geniş camii.
El Montazah Parkı olgun ağaçlarıyla şehrin mesire mekanı.
Altta: Kayıt Bey Kalesi, şehrin sembollerinden biri.
Kentte modern ve konforlu otellerin plajlarında Akdeniz’in tadını çıkarmak oldukça keyifli.

Resim

NASIL GİDİLİR?

THY’nin İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan İskenderiye’ye pazartesi, salı, perşembe ve cumartesi günleri karşılıklı seferleri bulunuyor.

NEREDE KALINIR?

Kent merkezinde her bütçeye uygun konaklama olanakları mevcut. Montazah Bölgesi’nde ise beş yıldızlı lüks oteller bulunmakta. Uzun süreli konaklamalarda ise Sidi Gaber’de eşyalı daire kiralama tercih edilebilir.

NE YENİR?

Akdeniz’in taze ve bol mahsulleri, ful, falafel ve kuşeyri gibi yöresel lezzetlerin tadına bakabilirsiniz. Şekerkamışı suyu başta olmak üzere taze meyve sularından içmeyi de unutmayın.


Başa Dön Başa Dön
 
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver
 1. sayfa (Toplam 1 sayfa)  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz


Aranacak:
Geçiş yap:  

Site haritası

guzel ilahiler | driver | parti organizasyon, parti makanlari | medyum, fal bak