|
Boynun kesilip başın vücuttan ayrılması ne bizzat bedenden ne boyundan ne de kafadan olmayıp, bunların dışındaki bir faktörden kaynaklanmaktadır. Bu durumda ise boynun kesilmesi sebep olmaya elverişli değildir. Kesmek fiili sebep zannedilendir. Kesmenin bizzat kendisi sebep değildir. Çünkü kesme, kendinden değil dış faktörden gelmektedir. Aynı şekilde kalbin durması da kendiliğinden gerçekleşmeyip kalbin dışındaki bir faktörden kaynaklanmaktadır. Bu durumda da kalbin durması ölümün sebebi olamaz. Kalbin durması bizzat ölümün sebebi değildir. Bilakis kalbi durduran nedenin ölümün sebebi olduğu zannedilmektedir. Çünkü kalp kendi kendine değil bir dış etkiyle durur. Bu nedenle, bizzat boynun kesilmesi veya kalbin durması kesinlikle ölümün sebebi sanılamaz. Bu durumda ise ölüm için sanılan tek sebep kalıyor ki o da bir dış faktördür.
Bunlara ilave olarak Allahu Teâla eşyalarda bir takım özellikler yaratmıştır. Bu özellikler yok olduğu zaman etkisi de yok olur. Bir şeyin özelliği aynen var olmadıkça özellikler de olmaz. Örneğin, Allahu Teâla, gözde görme özelliğini, kulakta işitme/duyma, özelliğini, sinirlerde hissetme özelliğini, ateşte yakma özelliğini, limonda ekşi olma özelliği gibi özellikleri yarattı. Bu özellikler bir şeyin var olmasındaki doğallığın bir sonucudur. Onun niteliklerinden bir nitelik konumundadır. Mesela, akıcılık suyun tabii/doğal niteliklerindendir, sulama ise özelliklerindendir. Hareket, motorun doğal niteliklerinden; sıcaklık ise özelliklerindendir. Nabız, kalbin tabii sıfatındandır, hayat ise özelliklerindendir. Sulama, sıcaklık ve hayat, bir şeyin özelliklerinden olmakla beraber, aynı zamanda doğal sıfatlarından bir sıfattır. Bir şeydeki özelliğin varlığı kendi özelliğinin eseri olan işin sebebi değildir. Bu durumda ise özelliğin yok olması, özelliğin eseri olan işin yok olmasına da neden olmaz. Bu nedenle ateşteki yakma özelliği yakmak için yeterli olmadığı gibi yakmanın sebebi olmaya da elverişli değildir. Ateşteki yakma özelliğinin varlığı yakmanın varlığı için de sebep olmadığına göre ateşten yakma özelliğinin kaldırılması da yakmanın yokluğuna sebep olamaz. Böylece kalpteki hayat özelliğinin varlığı hayatın var olması için yeterli olmadığı gibi hayatın sebebi de olamaz. Hayat özelliğinin varlığı, hayatın varlığı için sebep olmadığına göre kalpteki hayat özelliğinin yok olması da hayatın yokluğunun sebebi olamaz. Bu nedenle, bir şeyin gitmesi onun özelliklerinin gitmesi için de sebeptir denilemez. Çünkü, bir şeydeki özelliklerin gitmesinin sebebi, şeyin kendisinin dışından gelmektedir. Dış faktör şeyin özelliklerini giderir. Ancak şey özelliksiz olarak olduğu gibi kalır. Veya şeyle beraber özellikleri de gider. Bu durumda ise şeyi veya şeyle beraber özelliğini de gideren faktördür özelliği gideren sebep. Yoksa özelliği gideren sebep bizzat şeyin kendisi değildir. Bu açıdan bakıldığında da yani bedenin üzerindeki başın varlığı hayatın özelliklerinden bir özellik olması, kalp atışının kalbin özelliklerinden bir özellik olması nedeniyle, başın boyundan ayrılması ve kalbin durması ölümün sebebidir denilemez. Bilakis sebebin zannı, başın gövdeden ayrılmasıyla ondaki özelliği ve kalbin durmasıyla da kalpteki özelliği gideren şeydir. Yoksa başın gövdeden ayrılması ve kalbin durması sebep değildir. Dolayısıyla da bir organın yok olması yani kalbin durması ve başın kesilmesi ölümün gerçek sebebi olamaz. Çünkü böyle bir olayın ölümün sebebi olması muhaldır. Zira hayat, organdaki özelliktir. Organdan bu özelliğin gitmesi veya organla beraber özelliğin gitmesi organın kendinden kaynaklanan bir faktörle değil organ dışındaki bir faktörden kaynaklanmaktadır. Bu durumda da ölümün sebebi dış faktör değildir. Çünkü hem aklen hem de vakıa itibarıyla bazen dış faktörün var olmasına rağmen ölüm olayı gerçekleşmemektedir. Bazen de hiçbir dış faktör bulunmadan ölüm gerçekleşmektedir. Dolayısıyla sebep olan faktör kesinlikle sonuca götürmelidir. Bu durumda ise kesinlikle sonuca yani ölüme götürecek ölümün gerçek sebebinden başka bir şey kalmamaktadır geriye. Bu sebep ise tamamen bunlardan başkadır.
Aklın algılama sahasına girmediği için ölümün gerçek sebebini aklın kavraması mümkün değildir. Elbette ki bunu bize Allahu Teâla'nın haber vermesi gerekir. Kendisine iman etmemiz için ölümün gerçek sebebi, hem subutu hem de delaleti kat'i delillerin verdiği haberlerle sabit olmalıdır. Çünkü ölümün gerçek sebebi akide kapsamına giren inanılması gereken şeylerdendir. Akide ise ancak kat'i delille sabit olur. Allahu Teâla ise birçok ayette bize ölümün sebebinin ecelin sona ermesi olduğunu bildirmektedir. Muhakkak ki Allah'tır öldüren. Ölüm şüphesiz ecelin bitmesi ile gerçekleşir bunun aksi mümkün değildir. Bu nedenle ölümün tek sebebi eceldir. Öldüren de Allahu Teâla'dır. Ölüm fiili doğrudan doğruya Allahu Teâla'ya aittir. Bu konuda birçok ayetler vardır. Allahu Teâla:
"Allah'ın izni olmadıkça hiç bir kimseye ölmek yoktur. O, vadesiyle yazılmış bir yazıdır" Yani ölüm ileri ve geri alınması mümkün olmayan, bilinen bir ecele göre vakti belirlenmiş, vadesiyle yazılmış bir yazıdır.
"Ölüm anında ruhları alan Allahtır" Yani ölüm anında insanı öldüren, ruhunu alan, insandaki hayat özelliğini ondan söküp koparan, Allahu Teâla'dır.
"Benim rabbim öldüren ve diriltendir" Yani hayatı yaratan ve vareden, ölümü yaratan ve gerçekleştiren doğrudan doğruya Allahu Teâla'dır.
|