PARAPSİKOLOJİ NEDİR ?
1930’ lı yılların başında A.B.D de Duke üniversitesinde J.B.Rhine ve eşi L. Rhine tarafından yürütülen çalışmalarda psişik çalışmaları belirtmek için almanca parapsychologie terimini kullanmışlardır. Alışılagelmişin dışı farklı psikoloji anlamına gelmektedir. Bu yılarda telepati, telekinezi ve durugörü çalışmalarının yoğun olduğu ve isimlendirmelerde özellikle durugörüdeki hadiselerin Extrasensory perception adlandırdıkları (duyu dışı algılamalar) görülmektedir.
Duyu dışı algılamaları geçmişi,şimdiki zamanı ve geleceği algılama diye önce üçe ayırmışlardır. Duke üniversitesi labaratuarlarında zihnin madde üzerindeki fiziksel etkileri araştırıldığında bulunan sonuçlar zihinsel devinim anlamında yeni bir terimin kullanıldığını görmekteyiz Psikokinesis kısaca PK yani zihnin maddeye hakimiyeti yine bu dönemlerde spirit çalışmalarda hassas deneklerin meydana getirdiği fenomenleri inceleyen bilim adamları medyom kelimesinin yerine PSİ yetenekleri adını vermişlerdir.
Fransa’da 1900 lü yılların başında Alan Cardec in ve ABD de EDGAR CAYCE isimlerinin Trans altında çeşitli algı ve kehanetlerini işte bu PSİ yetenekleri ile izah etmeye çalışmışlardır. Parapsikoloji araştırmacıları bu isimlerin yanında yine aynı dönemlere rastlayan bir dönem sovyetler birliği ve doğu bloku araştırmacılarının ESP yerine psikotronik veya biyoiletişim PSİ yerine bioenerji /bioplazma kelimelerini kullanmışlardır.
Sovyet ideolojisi bu fenomenleri biokimyasal hadiseler olarak ele almıştır. Psikotronik, Yunanca psişe ve elektron sözcüklerinden gelmektedir. İlk kez 1968’de Dr. Z. Reydak başkanlığında bir grup Çek bilim adamı tarafından Moskova Uluslararası Parapsikoloji konferansında parapsikoloji sözcüğü yerine kullanıldı. Bu bilimadamları parapsişik olaylarda sözü edilen enerjinin yapısını keşfetmek amacında olduklarını belirtmişlerdi.psikotronik enerji paranormal olayların temelini oluşturabilir. Bu enerji birimi ise psikotron olarak adlandırılmaktadır. Dr. Rejdak, psikotronik ile ilgili olarak özde insanla ilgili olan bir biyonik bilimdir. Biz, PSİ olayını öncelikle insanda ikincil olarak ta tek başına bir enerji şeklinde tanımlamaya çalışıyoruz. Amaç ya ara bağlantı olarak insanı yada insanı saf dışı bırakarak yapay bir sentezi kullanarak (elektromanyetik,çekimsel yada diğerleri gibi bilinen enerji biçimlerinden hiçbirinin bu olguda geçerli olmadığı bir kez kanıtlandığında ,insanın telepatik nakil sırasında kullandığı enerjinin bir üretecini meydana getirmek yoluyla), bu konuyla ilgili sorunların uygulamalı sonuçlarını arayıp bulmaktır der.
Psikotronik denemelerin bu gün hangi boyutta olduğu bir gizemdir.Amerika da Meşhur bir Philedelphia deneyinden söz edilir burada bir geminin su üzerinden demateryalize edilerek enlem ve boylamı önceden belirlenen başka bir alana nakil yaptırıldığı söylenir.
Psikotronik enerji ile ilgili çalışmalar parapsikolojinin en dinamik alanlarından biridir. Eski dönem mısırda bu enerjilerin kullanıldığına dair savlar vardır. Yine tarih içinde parapsikoloji gezimizde 1939 yılında, Sovyet mühendis Semyon Davidoviç Kirlian’ın geliştirdiği yüksek frekans alanlı bir fotoğraf tekniğini görürüz. Bu yöntemle canlı ve cansız nesnelerin çekilen fotoğraflarında cisimlerin etrafında gözle görünmeyen renkli bir alanın varlığının ispatlandığını görüyoruz.teşhis ve tedavide araç olarak kullanılan bu teknik günümüzde kullanılmaktadır.
Sovyet bilimadamları enerji beden üzerindeki çalışmalarını ilk kez 1968 de Kazakistan devlet üniversitesince basılan Kirian etkisinin biyolojik etkinliği başlığını taşıyan ve ayrıntılı bir rapor halinde bilim dünyasına sunmuşlardır. Buna göre bu fotoğraflarda görülen biyo-ışıldama organizmanın elektriksel bir hali olmayıp biyoplazma tarafından oluşturulmaktadır.
Bizim kendi kültürümüzde ölmekte olan bir kişiyi algılayan insanların onun ışığını göremiyorum.Ferri sönmüş tabiri ve hıristiyan kilisesinin ve hinduist budist inanışlarında baş bölgelerine çizilen ışıkların biyoplazma olduğunu 1968 yılında söyleyenlerden sonra 2000’lere girerken biz olabilir diyebilir miyiz?
PARAPSİKOLOJİ VE DİN
Algıladığımız zaman diliminde 2000 dünyasında yedimilyar insanın varolduğu gezegende dinler ve mezhepler adını verdiğimiz ve yorumlamaktan kaçındığımız bir çok inanç sistemi mevcuttur.
Yer kürede bilinen tarihte bir çok inanç sistemi milyarlarca inançlısıyla süregelmektedir. insan düzenini yaşam biçimini kardeşliği ve birlikte sevgi paylaşımlarını amaçlayan dinler bilinen tarih düzeninde çok önemli sosyal toplumsal olayların ivme kazanmasında önemli rollere sahiptir.
Din ve ruhsal inançadını verdiğimiz bu sistematiği kronolojik açıdan incelemek sayfalar dolusu bilgiyi içerir. Tartışabilirmiyiz? Bu da bakış perspektifimize bağlıdır. Günümüz küresinin ekonomik ve sosyal hakimiyetini sağlamış toplulukların inanç sistemleri bizi yerkürenin ve batı kartezyen biliminin doğuşunu hazırlayan tanıdığımız bir inançla başlayalım
2000 yılını kutlamakta olduğumuz Hırıstiyan bilimi ve inancı
Kökenini eski mısır ve musevilikten alan bu teoloji insanı tanrılaştıran ve her insanın tanrının tanrının bir parçası sayan bir dindir. Rama da ve Krişna da olan üçlü(TESLİS) inancını insanlara anlatmaya çalışmıştır. Tanrının görüntüsü olan insan İsa bir çok mucizeler gerçekleştirmiştir. Ölümden sonra dirilmiş, yiyecekleri çoğaltmış,öleceği günü bilmiş,ölüleri diriltmiş,hastalara şifa vermiş Ona ihanet edecekleri bilmiş,evren ,tanrı(baba)hakkında hakkında sonsuz bilgi sahibi olmuş bir TANRISAL yaşam sürmüş binlerce paranormal olay ve bilgi yükü imanlıları Matta,Markos,Luka ve yuhanna ismindeki tanrı İSA nın şakirtlerinin yazdıkları ile tanımışlar ve iman etmişlerdir, İslam inancıyla bu inanç mensupları arasındaki temel çatışma ve inkar konusuna değinmek istiyorum. HIRISTİYAN imanlısına göre MESİH İSA Tanrının bir görüntüsüdür.Yani kendisidir.Yer küreye insanın günahlarını ödemek üzre tekrar insan bedeninde tezahür etmiş bir görüntüsüdür.Ezelden beri vardım diyen isa gibi veya ete kemiğe büründüm YUNUS diye göründüm diyen derviş benzeri, Dolayısıyla ölümünden sonra onun ağzından dökülen kelamı kaleme alan bu dört şakirt dünya kiliselerince Tanrının sözlerini kaleme almışlardır.Yani eklenen ve abartılı yalan yalnış veya değiştirilmiş bir kelam ortada yoktur. Kilise bu dört şakirtin kitaplarına islam inancındakinden faklı bir gözle bakar, ve onları tanrının yani MESİH İSANIN sözleri olarak kabul eder. Günümüz dünyasında politika siyaset ve ekonomide önemlibir yer tutan Hırıstiyan imanlılarının biliç altlarında Musevi,Müslüman ve diğer din mensuplarının zavallı,aciz,ve inançsız günahkarlar olduğu bilinci yatmaktadır. Bu toplulukların kollektif şuuraltları diğer imanlılarla paylaşma bilincinden uzaktır. Ve savaşlar kan dökmeler sadece politik ve siyasi olmamaktadır.
Yukarıdaki anlatmaya çalıştığım bir dinin imanlısının dininden çıkardığı gerçeklerdir. fakat okuduğu,kiliselerde işittiği,annesinden,anneannesinden duydukları ve bazen yaşadıkları bu inancı güçlü ve tartışılamaz yorumlanamaz ve eleştirilemez konuma getirmiştir. Yaşanmış bireysel olaylar diyorum çünkü İSA imanlısı inancıyla isa imanıyla iyileşmiş,uyşturucu batağından kurtulmuş, Savaş kazanmış.Hırıstıyan azizlerini yardıma ihtiyacı olduğu anda karşısında görmüş. Kiliselerde körlerin gözü açılmış,felçli insanlar kalkıp yürümüş,Tanrı İSA karşısına çıkmış,Kutsal bakire MERYEM iSPANYA FATİMA sında görünmüş ve anlatılan binlerce paranormal yani tanrısal olay. işte o zaman siz bu insanlara nasıl ***** yalnış ve zavallı yalnış inanç sahipleri dersiniz. Çünkü o Tanrısının ve tanrısal imanının gücünü gördü. Ve Ulusal bayraklarına, parlementosuna,mahkemelerine tanrısı MESİH isanın sözlerini ve yasalarını sembollerini taşıdı. Ve siz onun 2000 yıllık sembollerini ve yaşanmış olaylarını nasıl parapsikolojik hadislerdir diye anlatabilirsiniz. işte onu anlatmaya çalışacağız.
Mevcut kitab-ı MUKKADDES zaman yolculukları, telekinetik, teleportasyon,psikometri,psikokinesis,düşünce aktarımları bioenerji,dış zamanı algılama,rölativite,ve kuant mekaniğini içeren hadiselerde ve örnekleri ile doludur. Günümüz Hırıstiyan paranormal olaylar sergileyen bireyleri tanrısal mekanizmaya yorumları oalyları yaşarlar.ve bunları Tanrının ve imanı gücüne yorumlarlar.
Avrupa ve amerikada EMMANUEL SWEDENBURG kilisesi tamamıyla paranormal olaylarla doludur.Kısaca değinecegim.SWEDENBURG,EMANUEL KANT döneminde yaşamış isveçli bir durugörü medyomudur.Yüzlerce paranormal olay yaşamış ve bunları tanrısal düzlemde bağdaştırmış ve günümüz dünyasında milyonlarca imanlısı tarafından peygamber olarak algılanan bir aziz dir. ilgilenenler bu AZİZ hakkında daha geniş bilgi, sahibi olabilirler.
PARAPSİKOLOJİ VE HİPNOZ
Ülkemizde bilimsel çalışma imkanı olmayan fakat son yıllarda gerek görsel gerek yazılı basında gündemde olan bu iki konu hakında hazırlanan bu sayfalarda türkçe ve ingilizce bilgi sahibi olma imkanı olabilirsiniz.
21yy girdiğimiz bu dönemde ülkemiz üniversitelerinde kürsüleri olmayan bu iki alan başta A.B.D ve birçok ülkede araştırmacıların yoğun olarak gelişmeler kaydettiği bilimler olmuştur. Gelen yüzyılın tıp psikoloji ve diğer bir çok bilim dalında devrim niteliğinde bir takım değişimlerin doğumunu yapacak olan bu bilimlerin ülkemizde de bir çok dürüst ve saygınlığı olan araştırmacı ve bilim adamının ilgi alanına girmiştir.
Fakat bilimsel otoritenin soğuk ve alaycı tavırları 1999 Türkiye’sinde kişilerin yalnız kalması ve desteklenmemesi ile bölük pörçük çalışmalarla kalmıştır. Ülkemizde bu konu ile 1950’ li yıllardan beri bu alanlarda çalışma ve emek veren Türk araştırmacılarını bu sayfalardan saygı ile anıyorum.
Dr. Bedri Ruhselman, Dr.Hüsnü Öztürk, Dr.Recep Doksat, Dr.Tahir Özakkaş ve daha ismini sayamadığım bir çok yürekli araştırmacı, zamanlarının bilinmeyen ve anlaşılırlığı olmayan büyücülük ve doğa üstücülük kavramlarıyla tanımlamaları ile karşılaşmışlar deneyimlerini ve bilgilerini kendileri ile paylaşabilmişlerdir.
Dürüst ve yürekli kişilerdi diyorum. Çünkü deneyleri ve yaptıklarını bir çok ilgiliyle paylaşmalarına rağmen hiç bir destek görememişlerdir. Mücadeleleri bilimsel ve akademik alana yayılamayan bu araştırmacılar umuyorum 21yy Türkiye’sinde diğer arkadaşlara umut olurlar.
PARAPSİKOLOJİ VE FİZİK
Son yirmi yıl içerisinde, önerilen çeşitli Psi modellerinde fiziğin çeşitli kavramlarının kullanılmasında hatırısayılır bir gelişme kaydedilmiştir. Buna da parapsikologların, esin kaynakları olarak öncesi fiziği bırakıp kuantum çağı fiziğine sanlmaları yol açmı~ bu tezimizde, bazı parapsikologların bu iki araştırma alanının (psi ile fizi ğin] sorunları arasında var olduğunu varsaydıkları ilişki derecesinin gerçekte geçerli olup olmadığını inceleyeceğiz. Ortaya atmak istediğmiz soru şudur: Acaba bu ilişkinin ne kadarı sırf modern fiziğin egzotikliği üzerine kurulmuş, ne kadarı da fizikteki yeni fikirlerin parapsikolojiyle ilişkilendirilmesi suretiyle açıklığa kavuşturulmuştur?
İlk olarak, fizikteki modern gelişmelere dayalı teorik düşüncelerin bollaşmaya başlamasından önce bu sahada görülen tıkanıklığı gözden geçirelim Gertrude Schmeidler’ın’ PK teorileri üzerindeki araştırmasında belirttiği gibi, «1940’lı yıllarda ve hatta 1960’lı yıl] eleştirnıenler, parapsikolojinin teorisi olmayan gerçekllrden bahsettiğini söylüyorlardı. «Bunu, genelde, kuşkularını örtmek için eleştirmenlerin kullandıkları ‘bir özür olarak kabul’ etsek bile, 1930’lu ve 40’lı yıllarda DUKE Üniversitesi’nde büyük çapta üretilen türden deneysel donelerin teorik bir çerçeveden tamamiyle yoksun olmaları halinde önemlerini yitirdilkleri hususunu da yabana atamayız. Psi’yi açıklayan veya hiç olmazsa bir açıklık getiren ve yeni deneylerin belirli bir esasa~ bağlanmasınısağlayan bir teoriye gerçekten de gereksinim vardı..Yüzyılımızın ilk’ yarısında, parapsikolojik fenomenleri fizik yasalarıyla uyuşmaktan uzak fenomenler olarak değerlendirme eğilimi, parapsikolojiye ilişkin düşüncelerin üretilmesini engelliyordu. Bu da birinin ya da diğerinin tümüyle reddedilmesini gerektirmekteydi. Gene Schmeidler’e kulak verirsek, «bir diğer ciddi sava göre de fizik, parapsikolojik donelerin geçersiz olduğunu göstermekteydi.. Psi fenomenlerinin fizikle ya da en azından ‘maddecilikle’ görünürdeki uyuşmazlığı, gerçekten de sık sık gündeme getirilen bir kavramdı. Üstelik, bu konuya değinenler sadece eleştirmenlerden ibaret değildi. Rhine, kendinden emin bir ifadeyle Telepatinin kanıtlanması... maddeciliğin başarıyla çürütülmesi olacaktır»,derken, H.U. Price da benzer bir iddiada bulunuyor ve «Maddeci bir evrende telepatiye yer yoktur,» diyordu. Bu tür görüşlerin kuantum teorisinin ortaya konulduğu bir zamanda ifade bulmasına rağmen, sözkonusu uyuşmazlığın zihinlerdeki kesenkesliğini kuantum öncesi dönemin katı ve tutarlı yapılarının insanların zihinleri üzerindeki etkisinden kaynaklandığını söyleyebiliriz. - (Her şeye rağmen, bu türden genelleyici ifadelere bugün dahi rastlamak mümkündür. John Taylor «Bilim ile doğaötesi fenomenlerin çoğu arasında açık bir çelişki vardır.»)Bu tür bir uyuşmazlığı farkeden birçok parapsikolog da, güçlükleri tekrarlamakla yetinerek, Psi fenomenlerine ilişkin teoriler. üretmekten kaçındı. Özellikle ayakbağı olan (ve hala olmayı sürdüren) bir husus da, Psi fenomenenlerinin, örneğin ‘ters kare yasası’ gibi bir uzaklık yasasına bağlı olmamaları, hatta uzaklık, zaman veya ESP ya da PK hedefinin niteliği gibi fiziksel faktörlerden tamamen bağımsız olmalarıydı.Ne var ki, kuantum teorisinin ortaya çıkışindan bu yana teorik parapsikolojide bir gelişme kaydedilmiş bulunmaktadır. Getrude Schmeidler’?in, araştırmasının sonunda belirttiği gibi; bu gelişme ‘insanı ne?redeyse şaşırtan bir teorik zenginliğe’ yol açmış ve ‘vaktiyle parapsikolojiye karşı öne sürülen belli başlı savlar artık müzelik olmuşlardır.’
_____________________________________________________________
Bu ifadenin doğruluğunu kabul edebilmezden önce, sözkonusu gelişmeyi, modern fizikte ortaya çıkan ve yolu aydınlatan yeniliklerin ışiğında ve çok dikkatli bir şekilde ele almamız gerekmektedir.
Bu yüzyyıln başlangıcında klasik fiziğin elektrodinamik ve siyah cisim ışınımı iki alanda çatlatnaya başlamasından itibaren, fizik bilimi derin bir kargaşa içine düşmüş bulunmaktadır. Fizikçilerin, benzeri görülmemiş bir çalışma temposu içinde, teorik çalışmalarının esasını oluşturan temel yasalar ile kavramları bir daha gözden geçirmeleri gerekmiştir. Teorik fizikteki tüm klasik kavramların hemen hepsinin önemli revizyonlara gereksindikleri ortaya konulmuş veya en azından belirli durumlarda kuşku altında kalmışlardır: Uzayın geometrisi, uzay ile zaman arasındaki ilişki, zamanın yönlülüğü, maddenin niteliği, temel olaylar ile süreçlerin niteliği, bir sistemin hali ile o halin ölçümü arasındaki ilişki, vb. gibi önekler olarak verebiliriz. (Bu örnekler, laf aramızda, modern fiziğin sözde uygulamacı yaklaşımıyla pek bağdaşmayan bir eğilimini, yani çarpıcı bulguları arasında ‘metafizik’ denilebilecek türden unsurlara rastlama arzusunu ışığa çıkarmaktadır.) Sözgelimi, her elektronun diğerinin aynısı olduğunu ima eden, elektronların istatistiki kurallara uyduğu gerçeği, ayırt edemediğimiz bir şeyin ayrı bir kimliği olamayacağı ilkesini desteklemek için kullanılmıştır. Elektronların birbirinden ayırt edilemezliğinin bu şekilde yorumlanması yeterli bir açıklama oluşturabilse dahi, gerekli bir açıklama olmadığı da bir gerçektir. Belirsizlik ilkesi’ni tanıtmakamacıyla sık sık başvurulan düşünce deneyi de aynı şekilde yanıltıcı olmaktadır. Bu deneyde, bir elektronun konumu ile hızını belirlemek amacıyla elektronun tek bir• foton tarafından ‘aydınlatıldığı’ tasavvur edilir Halbuki, Belirsizlik ilkesi’nin doğrudan, ölçme ile ilgili olan deneysel değerlendirmelerden kaynaklandığı gibi (yanlış) bir anlayış getirilmektedir.yukarıdaki örneklerde olduğu gibi, nispeten üzerinde durulmamış olan yanlış yorumlamaların yanısıra, kuantum teorisinin kendine özgü bazı paradoksları da vardır: Schrödinger’in kedisi ile Einstein, Podolsky ve Rosen’in Paradoksları bunların en ünlüleridir. Ayrıca, kuantum mekaniğinin bugünkü haliyle yetersiz olduğu kabul edilen bazı sahalar da var?ir: Örneğin, küçük mesafelerde veya yüksek enerjilerde Olduğu gibi.mevcut teorinin daha da geliştirilmesi sayesinde bu tür anomalilerin düzeltilebileceğini, çünkü bunların pek sık görülmeyen şartlar altında ortaya çıktıklarını düşünmek yanlış olacaktır. Ve tabi fizikçiler arasındaki görüş ayrılığını da unutmamak gerekir. Meslektaşlarınin aksine, .ezoterik tradisyonlar uğruna’ klasik kavramları hemen bir kenara atmaya yanaşmayan fizikçiler de vardır. Einstein aşırı reaksiyoner fizikçilere örnek verilirken, David Bohm gibi bazı çağdaş fizikçiler de kuantum .teorisindeki gerçek saptayıcı niteliği haiz değişken antitelerin henüz keşfedilmeyi beklediklerini düşünmektedirler özellikle kuantum teorisinin yapısındaki muhtemel gerilimleri gösteren ikinci bir husus da, bazı çevrelerde, her ne zaman ortaya çıkarsa. çıksın, anlaşılmazlığa büyük bir değer verme eğilimidir. Bu kimseler, sözkonusu sahalarda soru sorulmasını bilim dışı olmakla suçlarlar. Orneğin, Prof. Eisberg ), kuantum teorisindeki dalga işlevini açıkladıktan sonra dalgalanan ? nedir ve nerede dalgalanmaktadır’ gibi soruları asla yanıtlamamamız ve hatta sormamamız gerektiğini ileri sürer., turmalin kristali üzerine düşen bir fotonla ilgili bir deneyi tartışırken, bu fotona ne olabileceğine ilişkin gayet haklı soruları sınırlama yoluna gitmektedir: «Fotonun kristalin içinden geçip ge~meyeceğine neyin karar verdiğime ve gerçekten geçtiğinde de polarlama yönünü nasıl değiştirdiğine ilişkin sorular deneylerle yanıtlanamayacağı için, bu tür sorularıbilimin alanı dışında tutmak gerekir.
Psi konusunun giderek daha özgür, daha az kısıtlayıcı bir hale geldiği ve artık eski moda gereksinimlerin boyunduruğuna girmediği duygüsu giderek yaygınlaşmaktadır. (Üstelik, bu duygu, yeni fiziği zen, Tao, meditasyon, vb. gibi konularla bağlant~larıdırma hevesi içinde olan bazı kitaplarda oldukça garip bir şekilde dışavuruınlar olmuş?tur.) İşte, eski kuralların gevşetilmesi sonucunda ‘da inanılmaz .‘ sayıda yeni kavramsal yaklaşım oitaya çıkmıştır.
_____________________________________________________________
Bu gidişatın parapsikoloji için ne anlama gelebileceğini, «Rastlantının Kökleri» adlı kitabında Arthur Koestler’in açık bir şekilde dile getirdiğini görüyoruz: «Insanın zihnine ters gelen duyu-dışı algıiama [ESP] fenornenleri,... modern fiziğin inanılmaz önerilerinin ışığında pek de o kadar akıl almaz şeylermiş gibi gelmezler.» . Koestler burada, alışılagelmiş kurallara uyan bir bilim dalının teorik çılgınlığının, her nasılsa, parapsikolojinin teorik çılgınlığını onaylayıcı bir etki yarattığı dü?şüncesini biraz da espirili bir dilleağçığa vurmaktadır. Ne var ki, alışıla?gelmiş kurallara uyan fizikçilerin Psi konusuna bakış açılarının önemli ölçüde değişime uğrayacağını umduysa, hayal kırıklığına uğramış olmalıdır. Böyle bir değişim olmadığı gibi, olacağıda kuşkuludur. Ote yandan, parapsikologlar da fizik ile paranormal fenomenler arasında görünürde var olan paralellikleri kendilerine göre değerlendirmekten geri kalmadılar.
Demek ki, artık, teorik parapsikolojideki gelişmelere daha bir ayrıntılı olarak bakmamızın zamanı gelmiştir. Son zamanlarda Psi konusuna ilişkin olarak ortaya konulan fizik teorileri ele aldığımızda, bunların çoğunun temelinde, modern fiziğin yeni ve egzotik kavramlarından bir ya da birkaçının yattığını görürüz. İnsanı gerçekten endişelendiren bir husus da, çeşitli teorileri birarada gözönüne aldığımızda, bu’ teorilerde yararlanılan yeni kavramlarm bolluğudur. Sözkonusu teorilerin tuhaflığını ve çeşitliliğini gözler önüne serebilmek için, birkaç örneğe bakmak gerekir.
Sözgelimi Schmeidler Psi’nin, topolojik bir çarpılımın (:distortion) yol açtığı dolaysız bir süje-hedef bağlantısı ile aktarıldığını öne sürer. «ESP ile PK’nin etkili olduğu bir evrende fazladan bir boyut daha vardır,» diyen Schmeidler, «uzay-zaman matrisindeki bir katlanma» dan veya bazen de, «uzaydaki bir delikten», yani normalde ‘tahtakurdu delikleri’ denilen olgudan söz açar.
Dobbs’un Psi’nin taşıyıcıları olduğunu ileri sürdüğü ve psitron adını verdiği parçacıkların kökeni ‘edimsiz parçacıklar’ kavramına dayanır. Dobb’a göre, .*Hiç kimse, bu edimsiz parçacıkların... bildiğimiz herhangi bir fizik aygıt aracılığıyla doğrudan belirlenebileceğini iddia edemez. Bunların varlıklarının çıkarım yoluyla saptanması gerekmektedir.. Ancak, edimsiz. parçacıkların bu .özelliğinin onları fizik gerçeklik dışına ittiğini de söyleyemeyiz Dobbs’un psitronları da edimsiz parçacıklar gibi belirlenemez niteliktedir. Psitronlar’ın, ayrıca, sanal değerliu olarak benimsenmesinden öne, biraz dikkatli olunmalıdır. Şunu hiç unutmamalıyız ki, fizikte yapılan paradokslu öneriler, fiziğin kendisinin çektiği kavramsal güçlüklerin bir yansıması olabileĞeği gibi, şimdiki halleriyle giderek yeterince işlenmemiş kavramlar halinde de değerlendirilebilirler.Daha l956 yılında, Henry Margenau ile Pasoual Jordan’ın kuantum fiziğinin sunduğu bazı paralelliklerin iizerinde ilk kez durmalarından hemen sonra C.TK. Chari (Kay~ 3), lwautua fiziği, feIsefe ‘konularda düşünce birliği sağlayamayacak kadar geri ve çekişmeli bir evrededir, demiş ve fizik ile parapsikoloji arasında umutla beklenen sentezin, ne birinin ne de diğerinin lşirbirlenine aşırı derecede. ayrıcalık tanımaları sure’tiyle ouıışabileceğini söyleyemeliyız, diyen olmamıştır. Ne yazık ki, o günden bu ‘yana fiziğin gelişmedeki,misafir statüsü belirsiz olan dal da spekülatif nitelikteki gelişmelerin yönünde olduğundan, Chari’?nin bu değerlendirmesi o döneme nazaran bugün de hala geçerlidir.
son olarak, şunu da belirtmeliyiz ki, Psi ile fizik de dahil klasik bilim anlayışı arasındaki ‘teorik uygunluğun daima’ arzulanır bir amaç’ olarak kalması gerektiğine inanmamıza karşın, Psi süreçlerine ilişkin fizik teorlerinin formülier halinde örtaya konulması için, vakit henüz çok erken olabilir. Jelu Bellof’un (Kay. l) Psi ile fiziğin uzlaştırılmasıyla ilgili tüm girişimlerin yanlış yönlendirmenin kurbanı olabileceğine ilişkin taVrını desteklesek bile, her halükarda; PM süreçlerinin ikna edici bir şekilde psikolojik ve fizyolojik değişkenlerle ilişkileııdirilmesi yolunda pek az adım atıldığı bir evrede bu tür çabaların akla yatkınlığını kabul etmek de pek kolay olmamaktadır.(7)
Kaynak Fabian TASSANO ve Celia GREEN, «Parapsycboli>gy and Physics», The Journal of the American Society for Physiologicj Research , 1988 C. 1, S 804, s. 369-375.
HALOGRAFİK EVREN VE PARANORMAL OLAYLAR
Stanford üniversitesi beyin cerrahı Karl Pribram ve fizikçi David Bohm (Kuantum teorisyeni) insan beyninin halografik bir evrende ,bir halogram gibi çalıştığını bilirdiler. Halogram; cisim tarafından dağılan ışık dalgasının, eş titreşimde tepeler ve yarıklardan oluşan anlamsız, bulanık bir girişim deseni olarak bir plaka üstüne kaydedildiği merceksiz bir fotografik işlemdir. Bu fotografik kayıt lazer gibi birleşik (aynı frekans ve aynı faza sahip iki veya daha fazla dalgadan oluşan) bir ışık altına yerleştirildiğinde üç boyutlu imgeler ortaya çıkar. Halogramın herhangi bir parçası imgenin tamamını yeniden kurar.
Bu buluş metafizik ile fiziği birleştirme noktasına getirmiştir. Eşyanın olayların, zaman ve mekanın farklı ve ayrı anlaşılan oluşum gerçeğinin altında tüm şeylerin ve olayların mekansız, zamansız ve bölünmemiş olduğu tezahür etmemiş, örtülü bir titreşimsel -frekans düzeni vardır. Bizlerdeki halogram enerji zamansız ve mekansızdır. Doğa üstü,doğanın bir parçasıdır. Tüm doğa ötesi fenomenler fizikteki nükleer fenomen gibi sadece o anda başka boyutları okuduğumuz anlamına gelmektedir. Telepati önceden bilebilme şifa gibi olaylar zaman ve mekanı aşan boyutta oluşmaktadır. Enerjinin buradan oraya gitmesine hiç gerek yoktur; zaten orası diye bir şey yoktur.
S Bohm, algıladığımız dünyayı vitrinolarak adlandırır. Tüm şuurumuz; geçmiş bilgimiz ile şu anki algısal verilerin kaynaştığı bir vitrindir demektedir. Fakat egomuzun altında evrensel ,mekansız ve zamansız hafıza yaşamaktadır. Bunu hipnotik translarda devamlı görmekteyiz zamanın rölatif ve göreceli olduğu trans altındaki bireyde farklı algılandığını net bir biçimde kanıtlayabiliriz.
Her birimiz halografik evrene doğar ve ilk ayları tüm hayatla uyumlu bir birlik ile geçiririz. Halogram kendinin farkında değildir. Bu halogramı taşıyan insanda kendi farkında değildir. Farkındalık gelişir fakat halogramdan çıkmış oluruz. Beyin yapısındaki delta, teta, alfa, beta frekanslarında deneyimlediğimiz bilinç durumları ve bu durumlara denk gelen algılamalar arasındaki benzerlikler çok ilginçtir.
Teta frekansı C.G.jung un kolektif bilinçaltı diye adlandırdığı kavrama denktir. Burada hayatın ve halogramın arşetepik niteliklerini deneyimleriz.
TETA VE PARANORMAL OLAYLAR
Gurdjieff teta frakansını yaşamın plağına benzetir. Evrende yaşanmış edinilmiş bilginin kayıtlı olduğu plak bizlerde zaman zaman direkt olarak açığa çıktığına işaret eder. Beyinde teta frekansına ulaştğımızda kendi farkındalığımızın büyük bir bölümü kaybolur. Kısaca trans diye adlandırılan durum hipnozda geçmiş ve geleceğin olaylarının hatırlatılmasında yaşanan pozizyondur.
Arştırmacı Joan Healy teta frekansı ve psi arsındaki bağlantıyı şöyle açıklamaktadır: Kişilerde çoğu zaman esrime duygusuyla gelen sinirsel bir uyaran 4-7hzlik bir devirle hipokamp uyarılarak oluşan teta frekansı bilinç dışına C.G.Jung arşetepik bilincine ve diğer farklı bilinç durumlarına geçiştir.
Ezoterik öğretilerde ve mistik çalışmalarda nefes çalışmaları ve ritmik soluma gerçeği anlamada nirvana ya vuslata ermede çok önemlidir. Öğreticiler adaya ilk önce doğru nefes almayı öğrenin derler. Yapılan ritmik soluma 4-7 hz lik devirde teta frekansını oluşturmakta ve aday burada farklı bir farkındalık la meditatif bir deneyim yaşamaktadır. Buna sayısız örnekler verebiliriz.
Amerikalı psişik Ellen Garret kendisinde oluşan duyu dışı algılamaları sanki kokluyormuşçasına yaptığını bildirmektedir. Nefes ve ritimle oluşturulan bu medyomsal paranormal olayların fizyolojik ve medikal çalışmaları günlük yaşamda bir çoğumuzun karşılaştığı çevremizdeki kahve falı bakan insanlarda ki esrime duygusuyla aynıdır.
S Garret üzerinde yapılan sayısız çalışmalar sıradan bir psikanalitik çalışmayla başlayıp farklı yöne dönmesiyle teta frekansı büyük bir önem kazanmıştır.kadının anamnezinde annesinin epileptik nöbet sırasında boğularak öldüğü ve kendi EEG sinin epilepsi belirtisi göstermediği ağır basan ritmin teta olduğu görülmüştür.
Rockefeller Üniversitesi nörofizyologlarından Winson fareler in yeni bir çevreye bırakıldıklarında bir yandan yürüdüklerini bir yandan da burunlarını çekerek etrafı kokladıklarını ve burun kıllarını ileri ve geri oynatıp çevrelerine baktıklarını ve bu ritmik soluma ve oynatma frakansının teta frekansıyla aynı olduğunu görmüştür. Farelerde duyusal bilgilerin soluma ve koku ile tespit edildiğini yani hipokamp ve tetanın duyusal bilgilerin koordineli kısa devirli patlamalar halinde işlediği bir sinirsel mekanizma olarak açıklamalarını sağlamıştır.
Rex Stanford ve reenkarnasyon araştırmacısı Ian Stevenson ın teta frekansına ulaşan kişilerin paranormal olaylar sergileyen kişilerin büyük çoğunluğunda gözlemlemeleri ayrı bir olgudur.
Yine bayan Garret te oluşturulan fiziksel nesnelerin hareketinde teta ve PK ile ilgili çağrışımlar yapılmıştır.
Uri Geller, Rus Kulıgıevna ,Sevgi Çağıl oluşturdukları zihin madde etkileşimleri teta ve psikokinezi arasındaki bağı güçlendirmektedir.
Paranormal olayları incelememizde teta frekensının önemini bir kez daha belirterek konuyu burada noktalıyorum.
PARAPSİKOLOJİ VE ZAMAN KAVRAMI
Sağlıklı sıradan basit bir insanın rüyasında veya zamanın herhangi bir vaktinde biranda kendini olanaksız bir deneyimin içinde bulur. Deneyim sahibi genellikle sarsılır. Şaşkınlık içerisinde kalır,ve kısa sürede normale döner. Olay daha sonra toplumsal inançta ebeveynler tarafından benzer olay yaşamış kişilerin anlatımlarıyla benzerlikleri belirtilerek bir gerçekliğe bağlanır. Ve olay unutulur.
Kültürlerde hassas kişiler diye anılan ve saygı gösterilen kişiler bu deneyimlerini çok sık yaşadıkları için bu özellikleri ile birlikte yaşam sürmeye ya alışırlar yada bastırmaya çalışırlar. Bu konu da otorite boşluğu ve bilimsel alt yapının oluşmayışı çoğu zaman hassas kişiyi derin psikolojik sorunlar veya çıkar sağlayabilmek için ekonomik kaygılara sürükler. Ülkemizde bir çok örneği vardır.
Sevgi Çağıl;18 Aralık 1927 doğumlu Yaşamının tamamı spirütüel çalışmalarla geçmiş şu an yorgun ve kırgın bir dost. Türk metafiziğinin büyük üstadı Dr.Bedri Ruhselman ın doğuş medyumu tanımlaması yaptığı bir kişi. Kendi ifadelerini aktarıyorum: “Medyom lar genellikle bilinmeyenleri haber veren kişiler olarak düşünülürler. Bu doğru değildir. Medyomda sıradan bir insan oda öfkelenir sevinir kızar yani insandır ancak ruhsal irtibata geçtiği an bilgi noktasını bulabilen ve o bilgi kanalından iletişim yapabilen bir kimsedir sadece o an farklıdır.”
“Kendisindeki bu özelliğin onu gururlandırmaya hakkı yoktur. 5-6 yaşımdan beri sevdiğim insanların etrafında renkli ışıklar görüyorum,Fakat benim gördüklerimi başka insanlar görmüyordu ..Önceleri buna çok üzülüyordum. Bana birisinin sevgi duyduğunu renklerinden anlıyordum. Hasta bir insanda renkleri göremiyor ve Anneanneme bu ölecek dediğimde ölüyordu O zamanlar bu kız cinlere karıştı deyip çeşitli hocalara götürdüler ve bir yığın muska taktılar.”
“Olaylar bir birini izledi olacak olayları önceden bilebiliyordum. Daha sonraları bayılmalar başladı. Doktorlar kalbi arızalı dediler. Ama bu bayılmalar bende zevk halini almaya başladı. Önce bedenimi tatal bir uyuşukluk sarıyor daha sonra ruhsal enerjimle istediğim yere gidebiliyordum. Bunu oyun haline getirmiştim.”
“Bir Ankara kışında annem geceliğimi ve ayaklarımı çamur içinde buldu halbuki sokağa çıkmamıştım. Babamın öleceğini gördüm. O dönemler Abdülbaki Gökpınarlının evine giderdik. Oraya Ahmet Kutsi Tecer, Burhan Toprak Adnan Saygun beyler gelirdi. O sırada, Abdülbaki Bey Yunus Emre Divanını yazıyordu.Hepsi otururlar,tartışırlar konuşurlardı .Ben bazen lafa karışır o şiir onun değil ,bu Yunus un değil gibi laflar ederdim.Söylediklerimde her zaman doğru çıkardı. Ankara metafizik cemiyetini biz kurduk bu cemiyette Baha Soysal, İzzet Akçal, Zahit Çandarlı, Erol Sayan,İsmail Hakkı Ketenoğlu gibi tanınmış insanlar vardı.. Sene 1951 bu 30 yıl süresince Esrar-ı Sır adlı 3 ciltlik kitap yazdık .”
Sevgi Çağıl bu trans celseleri sırasında Parapsikoloji apor denen yoktan maddeler var edebildiğini anlatıyor .kendisinin trans sırasında ellerinde su ,kül,heykelcikler oluştuğunu biliyorum. Hindistan’da Sai Baba nın oluşturduğu tezahürleri oluşturabilecek PK enerjisinin Yoğunlu bedeninde bir takım radyooaktif yanık benzeri açıklanamayan izlerin oluşmasına sebep olmuş. Kendisini yakın tanıma fırsatı bulduğum ve benimle görüştüğü için ona teşekkürlerimi sunuyorum.
Mütevazi bir yaşam tarzı ve yanlış anlaşılmaların kendisini üzdüğünü gördüm.Bu fenomenlerin suistimal edildiğini televizyon ve basında gördükçe susmayı tercih etmesi Ülkemiz parapsikoloji bilimi için büyük bir kayıptır.
Dr. Ferhan ERKEY
Türk spiritüel çalışmalarının , Dr.Bedri Ruhselman gibi Akademik platforma taşınması için zamanının tüm dinamizmini bu alanda harcamıştır.1921 Afyon doğumlu olan araştırmacı çocukluğundan itibaren bir çok paranormal fenomen yaşamıştır. Yaşamının geçtiği Ankara da İzmir Caddesi Kocabeyoğlu Apt. da her Salı ve Cuma, halka açık konferanslarla ve ruhsal celselerle başlayan çalışmalar 1960 lı yılardan bahsediyoruz dönemin devlet ilgililerinin ilgi odağı olmuştur.
Celselerinde o dönemin devlet bakanı Kemal Satır Nüvit Yetkin,içişleri bakanı Orhan Öztrak çok kez bulunmuşlardır. İsmet İnönü ile 27 mayıs ihtilali ile trans sırasında alınan gelecek ile ilgili olayların görüştüğünü bildirmektedir. Erdal İnönü ve kızı özden in seanslardan korktuğunu da bildirmiştir.
Bütün bu yakın ilişkiler ve Türk psikiatri tıbbının önde gelen isimlerinden rahmetli Prof.Dr Recep Doksat ve Prof Dr.Şerif Şankal’ın beraberce bakanlığa sundukları bilimsel araştırma projeleri Dr.Ruhselman’dan sonra bir kez daha kabul görmemiştir.
Yaşamı yüzlerce paranormal olayla geçen sayın Erkey in ruhsal bir celsesinde trans halindeki sujenin çizdiği ve ruhsal bir varlık tarafından çizildiği belirtilen Meryem Ana resmi İzmir Efesteki Meryem Ana kilisesinde bulunmaktadır. Hıristiyan yetkililerce çok beğenilen bu resim ilgilenenlerin dikkatine sunulur.
Dr. Bedri RUHSELMAN
Türk metapsişik ve metafizik cemiyetinin babası ve çalışmalarını kendi yılmaz gayretleri içerisinde bilimsel eserler halinde toparlayan ve dünyadaki klasik spirutüalizm çalışmalarını neo-spırütüalizme getiren ve her türlü bilimsel çalışmaya açık olan bir anadolu misyoneridir.
Çalışmaları “RUH ve KAİNAT” adlı eserde bugünkü Parapsikoloji biliminin ilk tohumlarıdır. İnsana ve bilinmeyen kapıya cesurca ve bilimsellikteki şüphe fenomeninden hiç şaşmadan yürüyen Ruhselman ülkemizde bu konularla ilgilenen insanların çalışma rehberi olmuştur. Ve onun oluşturduğu ekol hep şüpheden ve bilimsellikten yana olacaktır. Çalışmalarını açık yüreklilikle savunan Ruhselmandan sayfalarca bahsetmek mümkündür.
İstanbul metapsişik cemiyetinin kurucusu olan Ruhselman her aydın gibi akademik çalışmalara ihtiyaçtan bahseder.1950 li yıllarda aramızdan ayrılan bu değerli insanı saygılarımızla anıyoruz.
PSİŞİK DENEYİMLER
“Psişik varlığımızın en azından bir parçasının, uzay ve zamanın rölativitesi tarafından tanımlandığına kaniyimdir. Bu rölativite, öyle görünüyor ki, şuura olan mesafeyle orantılı olarak,bir mutlak zamansızlık ve uzaysızlık durumuna kadar artmaktadır.” (C.G.JUNG)
“Şimdiki zaman ve geçmiş zaman
Belki birliktedir gelecek zamanda
Ve gelecek zamanı kapsar geçmiş yaşam”
(T.S.ELIOT)
Zamanın an olduğunu söyler taoizm algılayabildiğimiz,sınırlarımızın içinde olan rölatif bir değişkendir.
“Parlak isminde bir bayan vardı
Sürati ışıktan çok daha fazlaydı
Bir gün yola koyuldu Rölatif bir şekilde
Önceki geceye dönmek üzere”
Rölativite: Göreli hareket ,uzay ve zaman teorisi üçyüz senelik mutlak zaman fikrini yıkmış,klasik newton fiziğinin bütün temellerini alt üst etmiştir.
Kuantum fizikçilerinin çalışmaları zaman sorununun paranormal olaylardaki bilinmezliği ni keşfedecektir.
HİPNOZ
İnternet’ te Türkçe arama motorlarında konuyla ilgili değerli araştırmacıların sayfalarına ulaşabilirsiniz.
Ülkemiz de tamamen bilim dışına itilmiş bu konuda da yeni yeni yapılanmaların olduğunu görmek çok sevindirici bir olay sayın Dr .Özakkaş pratisyen hekimliğinde keşfettiği bilim alanında Türk araştırıcısına büyük eserler kazandırmıştır. İnşallah Türk tıbbı da bundan nasibini alır ve Türk hekimi hipnoz eğitimini hipnoz kürsülerinden alır ve tedavide bu konudan nasıl yararlanacağını öğrenir.
İbn-i Sina’nın hipnoz hakkındaki bilgileri bir çok psikosomatik hastalıklarda öncü fikirler geliştirerek döneminde saygınlık kazanmasına yol açmıştır.
Çok iyi bildiğimiz “plasebo”nun etki mekanizmasın da hipnozun içinde açılım bulacağını söylemek sanırım doğru olur.
Konuyla ilgili araştırmacılar yine internetin diğer ingilizce kaynaklarına ulaşabilirler.
Hipnoz insanla ilgili olan her alanda kullanılmaktadır. Tedavi de fiziksel ve ruhsal bütünlük içeren insan varlığının farklı bir biçimde değerlendirilmesini sağlar. Bu gün konvansiyonel tedavi dediğimiz klasik yaklaşımlara daha bütünsel bir birlikle bakmamızı ve insanın doğasını daha iyi anlamamıza yardımcı olur. Ülkemizde hipnoz altında bir çok cerrahi ameliyatlar yapan Dr.Hüsnü Öztürk elde ettiği başarılarını hiçbir meslektaşıyla paylaşamamış ve bu saha kendisi ile kapanmak zorunda kalmıştır.
E.Ü.Diş Hekimliği Fakültesi’nde dekanlık yapan sayın Prof Turan Cengiz diş hekimliği fakültesi öğrencilerine hipnodonti dersi koyabilmiş. Fakat yönetimce, bu ders gereksiz bulunarak kaldırmıştır. Ve bu bilgisizlik ve ilgisizlik ülkemiz insanının sokaktaki insanların adına ne denirse densin tedavilerine ve suistimallerine bırakmıştır.
Eğer siz bir olayı görmezden gelir,ve ne olduğunu araştırmaktan kaçarsanız birileri televizyonlarda ve basında çıkar ve siz onları neyle suçlayacağınızı da bilemezsiniz. Açıklamalarınız da sadece yalanlamayı ve yasaklamayı getirir. Ama siz konuyu bilmediğiniz için çaresiz kalırsınız.
Sonuçta, ülkemizdeki hacı ve hocaları iyi sonuçlar alan tedaviciler haline getirir. Çok basit bir örnek siğillerle ve iktiyosizle (alerjik deri rahatsızlığı) ilgili bir çalışmayı dermatoloji sahasında hipnotik bir telkinle çalışılmasını üfürükçülük ve kocakarı işi sayabilecek kadar bilimselseniz mahalledeki hoca bunu üfleyerek yapar ve siz de bu nasıl iş diye siğili geçen hastanın parmağına bakarsınız...
HİPNOZUN PARAPSİKOLOJİDE KULLANIMI
Sigmund Freud ve C.G.Jung’un insan psikoloji sinde bilinç dışı faktörünün bilince ve davranışlar üzerindeki etkisi araştırmaları ve bu dönem hipnotik çalışmalar bu iki bilim adamının davranış terapilerinde yaklaşımlarını ve bilinci etkileyen dinamikler üzerinde ayrıma düşürmüştür.
Jung arketipleri, insanlığın yaşamış olduğu bilgilerin ve korkuların bir türlü herbirimizin alt belleklerine kayıtlanmış olduğunu söyler. Doğal olarak eski bir hikayenin tüm insanlığın bilinçaltlarında izleri olduğu anlamı bireysel deneyim olmadan kazanılmış yetiler fikrini anlatır. Dinlerde ve mistik hikayelerde ortak özellikleri bu bağlamda birleştirebiliriz.
1950’li yıllarda başta A.B.D ve yine karşı blokta istihbarat örgütlerinin ilgisini çeken beyin yıkama ve istenilen komutu yerine getiren birey projeleri tamamen hipnozla başlayan insan zihninin bilinmeyenlerine yapılmış yolculuklarda keşfedilen zihne ait parametrelerdir.
Birçok teorisyen hala bu alana şüpheyle bakmaktadır. Fakat gerçek trans sırasında ulaşılan kabaca bilinçaltının bilinç kadar savunması yoktur .Hipnolog kişinin alt belleğindeki değer yargıları kavramları veya sibernitik anlamda mikroçipleri ile oynayarak onda yeni bir inanç ve davranış modeli oluşturur. Ve işte o zaman ona vereceğiniz tüm emirlere itaat eden ve bunu hiçbir zaman bilmeyen bir insan olur.
Kenedy suikastinde onu öldüren katilin sorgulamasında hipnoz altında verilen emirlerin hiçbir şekilde hatırlanmadığı dikkat çekmiştir. Kendi çalışmalarım sırasında trans altında bir kişiye bilinçli hale geçtiğinde sağ ayağının altında şiddetli bir kaşınmak olacak dediğim zaman verilen sürede itaat de önemlidir. Kişi bunu gerçekleştirir. Bu ayağın neden kaşındığı sorusuna bilinçli olarak ya bilmediğini, ya da bilincinde kaşınmaya sebep olabilecek bir bilgiyle cevap verir:”Bu ya mantardır, ya ter”. Başka bir gerekçe sunamaz. Yani bilincin dışı bilinç kadar dışa dönük olmayıp savunma kriterleri zayıftır. Bu bilgi maalesef çok kötü amaçlarla kullanıma açıktır.
Yine hipnoz açıklamalarında çok sık duyduğunuz bir fenomen bu yöntem herkese uygulanabilir mi ?
Cevabım evet: Narko-hipnoz (anestezi ilaçları ile) direnç gösteren her insana uygulanabilir.Beyin yıkama ve şartlandırmalarda çok iyi bir psikiyatri bilgisi,ne ihtiyaç vardır.
Amerika’da, CIA’ nın bir mankeni on yıl süre ile hipnotik emirlerle kıllandığını bildiren çok ciddi çalışmalar vardır.
SİYASİ VE ASKERİ SAHADA HİPNOZUN KULLANIMI
Aşağıda Silahlı Kuvvetler dergisinde çıkmış bir makaleyi okuyacaksınız. Konunun uzmanı bir askeri yetkili tarafından neşredilen bu makalenin sınırları çok geniş ve insanın hayal sınırlarını zorluyor. Bu konuda yapılan çalışmalar genellikle spekülasyona dayandığından bilimsel irdelemesini ve incelemesini yapmak hemen hemen imkansız gibi bir şey.
Ancak biz teorik planda yaptığımız çalışmalar ve bazı pratik bilgilerimizin yol göstericiliği çerçevesinde bir sonuca ulaşabilmekteyiz. Hipnoz gibi insanın bilinç altına inen, biliç altı mekanizmalarını keşfeden ve insanın savunma mekanizmaların devre dışı bırakan bir yöntemle hayal ufkumuzun ötesinde de şeyler yapılabileceğine inanıyorum.
Literatür taramam esnasında tesadüfen ele geçirdiğim bazı bilgisayar temelli bilgi bankası kaynaklarında çok ilginç çalışmaların ipuçlarını buldum. Özellikle gizli haber alma örgütleri tarafından uygulanan beyin yıkama yöntemleri bir nevi zorunlu hipnotik trans gibi gelmektedir. CIA tarafından konu ile ilgili yayınlanmış gizli bir raporda soğuk savaş döneminde KGB'in beyin yıkama ve insan eğitme yöntemleri incelenmiş. Bu raporda insanın savunma sistemlerinin nasıl yıkılabileceği ve yeni model bir insanın nasıl inşa edileceği detaylı olarak anlatılmıştır.
Rejime muhalif insanların bu beyin yıkama yöntemlerinden nasibini aldığı gibi, rejimin yanında gönüllü olan insanların rejim ile tam bir uyum içerisinde birer robot gibi çalıştırılabilmesi için de bu yöntemler uygulanmaktadır. Gönüllü hipnoz ve benzeri seanslar ile bilinç altına girilen savunmasız birey rejimin tam bir robotu olabilmektedir. Tüm düşünce kalıpları rejimin istediği insan tipini inşa eden, gerektiğinde bir terörist, gerektiğinde bir sabotajcı gibi eğitilmesine imkan vermektedir. Konu ile ilgili çalışmalar sanat kültür hayatına konu olmuş ve bir çok özgün sanat eseri yapılmıştır. Bunlarla ilgili yazılan romanlar, senaryolar, tiyatrolar ve çekilen filmler hatıralarımızda hala canlılığını korumaktadır. Beyin yıkama yöntemlerinden en güzel bir örnek olarak son imparator filminde Mançurya İmparatorunun beyin yıkama operasyonudur. Bir imparatordan rejime uygun bir insanın nasıl inşa edildiği güzel bir örnek olarak sergilenmiştir.
Konu ile ilgili yaptığım diğer bir çalışmayı da burada müjdelemek isterim. Beyin yıkamanın tüm boyutlarını içine alan bir çalışmam ayrıca devam etmektedir. İnsanın zihninin bilinmezlik boyutlarını keşfeden emperyalist ülkeler sömürü çarklarını bu bilgiler üzerine inşa etmişlerdir.
PARAPSİKOLOJİ VE PARAPSİKOLOJİK HARP
Parapsikolojik Silahlanma
CIA eski başkanlarından Richard Helms Watergate soruşturmalarında Warren Komisyonu'na verdiği bilgilerde şöyle demiştir:
Yapılan araştırma göstermiştir ki SSCB kendi sisteminin isteklerine uygun politik görüşe bağlı olacak şekilde, halkının davranışlarını düzenleyebileceği bir kontrol teknolojisi geliştirmeye çalışmaktadır. Bundan böyle aynı teknolojiyi daha karışık bir yaklaşımla, bilgiler kodlanarak insan hedeflerine yöneltilebilecektir. Bu insan zihinleri harbi olacaktır .
1980 yılları başında ise, ABD'yi uyaran daha enteresan ve ürkütücü haberler duyuluyordu. Başkan Reagan ABD'de iktidara gelince Pentagon, CIA, FBI, DIA'nın kesin bilgilerini kapsayan dosyalarla karşılaştı. Bu bilgilerin bir kısmına açık basında da rastlıyoruz. Konu, Sovyetlerin zihin harbi ve parapsikolojisi çalışmalarıdır.
Bu raporlarda, ABD'de yerleşen yeni tip bir casusluk şebekesinin mevcudiyetinden söz edilmektedir. Hipnoz, telapati., düşünce okuma ve nakli gibi özel yeteneklere sahip ajanlar, Amerikan halkının şuuraltlarını etkileyerek düşüncelerini KGB (Sovyet İstihbarat Örgütü)'nin programı çerçevesinde değiştirmeye çalışmaktadır. Bu ajanlar çeşitli dini ve mistik topluluklara nüfüz ederek, bu organizasyonları konsantrasyon ve imajinasyon çalışmaları ile etkilemek yolundadırlar. Washington çevresi, ABD yöneticileri ve politikacılarnı etkilemek için başlıca hedef bölgesi olarak seçilmiştir.
Albay Alexander Raporu olarak basına intikal eden bilgilerde; " Başkan Reagan'ın zihnini ve şahsi kararlarını kontrol altına almak" şeklinde belirlenen çalışmalardan bahsedilmektedir. Yine aynı raporda insan ve çeşitli tip hayvanları etkileyebilmek için deneyler yapıldığı anlatılmaktadır. Sovyet vatandaşı bayan Kulagina'nın PK gücüyle bir kurbağanın kalp atışlarını durdurabildiği açıklanmıştır.
Albay Hodgson'un da, basına, parapsikolojik harp konusunda yaptığı açıklamalar çok önemlidir. Rapora göre, nükleer silah etkileri ESP gücü ile bir araya getirilerek "Hyperspace Nuclear Howıtzer" Uzay Üstü Nükleer Obüs adı verilmiştir. Sibiryanın ıssız bir bölgesinde beton sığınak içinde meydana getirilen nükleler infilak etkisi, bir grup yetenekli psjiko süje tarafından, tahribi istenen hedef üzerine, zihinsel olarak nakledilmektedir. Mesafe sınırlaması yoktur.
Sovyetler'in; labaratuvarda ürettikleri bakteri türlerini kullanarak, psişik süje yardımı ile uzak mesafelerde, zihin yoluyla hastalık çıkarabildikleri de anlatılmaktadır.
Albay Hodgson, raporunda psişik güç yükselticiden de bahsetmektedir. Düşüncelerin konsantrasyonu ve yükseltilmesi yoluyla hedefler tahrip edilebilecektir. Bu işlem için askeri hedefin fotoğrafını kullanmak yeterli olmaktadır.
ABD'de Hieronimus makinası olarak bilinen ve patenti alınmış olan cihazla uzak mesafelerden zararlı böcekler öldürülebilmektedir.
1963 yılında kaybolan ABDde Nükleer Denizaltısı Tehresher'in, bu tür bir silahla batırıldığı söylenmektedir. ABD'de parapsikolojik savunma için psişik süje yetiştirme çalışmaları başlatılmıştır. Profesyonel yetenekli medyumlardan da yararlanılmaktadır. Parapsikoloji labaratuvarında ilk planda 34 medyum çalışmalara başlamıştır.
PARAPSİKOLOJİNİN ÖNEMİ
Yakın tarihlere kadar sansasyonel ve ruhçu haberler olarak açıklanıp reddedilen parapsikoloji alanında ortaya çıkan haberler; artık uzmanlar, bilim adamları hatta askerler tarafından ciddiye alınmaya başlanmıştır. Bu sahada Sovyet Bloku'nda hızlı gelişmeler olduğu hakkında haberler olduğu artmaktadır.
Sovyet füze bilim adamlarının başında gelen K.E.Tisioloski, 1930 yıllarında şunları söylemmiştir: "Telepatik yeteneklerin gerekliliği özellikle yakında başlayacak uzay yolculuğu çağında ortaya çıkacaktır. Bu yetenekler insanlığın genel tekamülünü değiştirecektir.
Bulgaristan Parapsikoloji Kurumu Başkanı Prof.Dr.Lozanov da ESP konusunda şöyle konuşmaktadır: "Her insan telepattır (geleceği bilme, prejognition). ancak kimse bu sahip olduğu yeteneği kullanamıyor. Aynen musiki gibi. Herkes birkaç nota çalabilir, fakat onların içinde iyi bir müzisyen yeteneğine sahip bir kaç kişidir."
Çekoslavakya Bruno Üniversitesi Rektörü Biyolog ve Fizyolog Dr. Eduard Babak, parapsikoloji hakkında şu açıklamayı yapmıştır: İnsan beş duyumdan daha fazla duyuma sahiptir. Bugün hiç şüphe yok ki, bazı psiko-fizyolojik şartlar altında insan ruhu başka bir insanın ruhunu etkilemektedir. Hem de başka duyumların algılamaları karışmadan."
1970 yılları başında SSCB ' de paranormal olayları inceleyen, parapsikoloji alanında çalışan 20'den fazla merkez mevcuttur. Yakın komşumuz Bulgaristan ,1965 yılında Prof.Dr. Lozanov başkanlığında 70 kişilik bir kadrosu olan, "Telkinbilim ve Parapsikoloji" kurumu kurmuştur. Zihin kontrolü, zihinsel şifa, retina ötesi görme, süratli öğrenme (saggestoloji) açık çalışmaları arasındadır. Çekoslavakya' da psikotronik adı altında bilimsel olarak ele alının ESP çalışmaları; telepati, telegnosis ve psikoknesis branşlar içinde bir devlet kuruluşu olan Çekoslovak Koordinasyon Komitesi tarafından yürütülmektedir.Çalışmalar Bilim Sekreteri Dr. Zdenek Rejdak tarafından organize edilmektedir. Çek Bilimler Akademesi, çalışmaları desteklemekte ve Charles Üniversitesi Nörofizyoloji Bölümü deneylere yardımcı olmaktadır.
KRİPTO HAFIZA
Geçmişte olmuş bir olayın ince ayrıntılarının alınmasında yine emniyet birimlerince kullanılır. Örnek olay mahallinin çok ince tanımlaması ve gözden kaçan bilgilerin tekrar alınmasında tanıklardaki ifadelerin doğrulanmasında kullanılmaktadır.
PSIKOMETRI
Bir eşya üzerine kullanıcı tarafından bırakılan enerji ,elektro manyetik alan, trans altındaki hassas bireyde kullanıcıya ait bilgilerin zihinsel ve duygusal algılanmasıdır. Konu ile ilgili çok detaylı çalışmalar ve örnekleri vardır.
TEŞHİS VE TEDAVİ
Hipnotik trans altında süje karşısına oturtulan insanın alt bellekleri ve vücut enerjileri ile ilgili bilgilere ulaşır. Bunları anlatır.ve biomanyetik alanına belirli paslar uygulayarak bu işlemi başarı ile tamamlar.
Çok spesifik bir örnek Amerikalı medyom E:CAYCE sıradan bir köylüdür. Trans altında yüzlerce kişiye teşhis ve ameliyatlar uygulamıştır. ABD de çok önemli araştırmaların temel noktası olmuştur.ilgilenenler bu kişinin yaşamına ve yaptıklarına adına açılan web sayfalarından bakabilirler.
GEÇMİŞİ VE GELECEĞİ ALGILAMA VE DEĞİŞTİREBİLME
Zaman hakında bilginizin değiştiğini düşünün. Paralel evrenler teoremini öğrenin, Eş zamanlılık kavramını öğrenin ve Michael DROSNIN’ın yazdığı “Tevrat’ın Şifresi” kitabını okuyun ve ADOLF HİTLERİN gizli tarikatının evrensel enerjiler kavramıyla Eski Mısır ve Sirius bilgileriyle nasıl ilgilendiklerini ve 1945 yılında alman ordularını Sovyet topraklarına yaklaşmakta olan kış içerisinde yazlık üniformalarla gönderdiklerini, büyük Atatürk’ün yaşamındaki gizemi çözün ve meşhur Nostradamus’un kehanetlerinin sırrını ve Musevi mistiklerinin kabalasındaki zohar kitabını okuyun.
İnsan ve beyin hakındaki çalışmalar bizlerdeki mevcut potansiyelleri kullanılır ve anlaşılır kılmıştır bilginin doğru kişilerce kullanılması hep temennimdir.
-alıntı-