
Soba
borusundaki demirlere asılıydı
bir tarafı mutlak yanık çorabımız.
bazen de evin zili çaldığında
misafire ayıp olmasın diye topladığımız donlarımız.
sabah, maşa üzerinde ekmek,
üzerine tereyağ,...
.
öğle vakti odun ateşinde kuru.
akşam közde kestane.....
.
bir de elektrikler kesildi mi
değmen benim keyfime,
tavanda alev gölgesinden tablo.
hani tutuştururken seni,
burnumda hala o çıra kokusu.....
kulaklarımda hala
demlikten üzerine düşen suyun çıkardığı ses......
onca kışlık hatıra.
mutluluk tüten baca........
kesilen sular
ve de üzerinde erittiğimiz kar......
.
ve bir kare daha;
annemin taşan yemek telaşı
kazağının kollarını alelacele kıvırıp
tencereyi üzerinden alışı.......
bak, hatırlattın yine annemi,
bir de; aklım kesince cehennemi.......
Kemerburgazdın sen,
gazeteleri yırtıp biriktirmemize sebeptin.
odanın kapısını açık unuttuğumuzda
kapatmak için acele edişimizdin.
baca temizlerken alnımıza çaldığın karaydın.
emekleyen bebeklerin cısss diye gösterdiği,
sabah, yüzümüze savrulan küldün.
arkana dizdiğimiz minderlerde yaptığımız şekerlemeydin.
lodos korkumuzdun.
her bahar gelişinde
borularını temizlerken çıkarrtığımız gürültüydün.
ve altındaki mermerde unutulan
MALAZLAR ya da KAV marka
vasati 40 çöpünden eksilmiş kibrittin.
kömürlükteki odun kokusuydun.
sana verecek kömürümüz olmadığında
gocuğumuza sarıldığımız garibanlığımızdın.
tavandaki ve de tül perdedeki İS tin.
aileden biriydin sen soba...
şimdi bodrumdaki ardiyadasın,
kimse umursama da seni
Ercan Yazıcı




Şimdi Karadeniz köylerinin birinde olmak vardı...
Dışarıda kar yağıyor...
Hava buz gibi...
İçeride kuzine* yanıyor...
Üstünde çay kaynıyor, bir yandan kestaneler kebap oluyor... Bir yandan mısır patlatılıyor... Kuzinenin fırınında patates...
Etrafından dostlar toplanmış muhabbet ediyor...
Odun bitiyor içeride, dışarı buz gibi soğuğa çıkıp odun bulup getiriyorsun, üşüyorsun ama o üşümenin hazzı başka...
Bir yudum çayla dost muhabbetti...
Var mı bundan ötesi...